|
|
CHAT- SOHBET
Hristiyan türklerle tanışmak, Hristiyanlıkla ilgili
sorular sormak, Karşılıklı saygı içerisinde sohbet etmek,
İncilde anlamadığın konularda yardım almak, Dua konularını
paylaşmak, Gidebileceğin bir kilise adresi danışmak, Tanrı
sevgisi etrafında bir araya gelmek
Senin de isteğinse.. O zaman Sohbet
Odamızda Buluşalım...
YENI
KAYIT
ÜYE
GIRIS
Küfür amaclı veya saldırgan, tehdit edici tavırlarla
yaklaşanlar chat odasından uzaklaştırılırlar, üyeliklerini
kaybederler |
|
|

|
KURTULMAK İÇİN NE YAPMALIYIM? Ben İyi Bir İnsanım. İnşallah Kurtulurum...Benim
Zaten Dinim Var. En Son Din, En Son Kitap, En Son Peygamber
Bizim. Ama Kurtulup kurtulmadığımı Ancak Allah Bilir..Nasıl?
Ben Hristiyan Değilmiyim Yani? Ben Zaten Hristiyan bir Ailede
Doğdum, Bebekken de Vaftiz Oldum. Yetmez mi?Günahlarımdan
Kurtulmak, Tanrı'yla Barışmak ve Gerçek bir Hristiyan
Olabilmek için Ne Yapmalıyım? Kurtulmaya Niçin İhtiyacım
Var?Günahlarımın Bağışlandığını Bilebilir miyim?Öldüğüm Zaman
Cennete Gideceğimi Şimdiden Bilebilir miyim ?
MUTLAKA OKUYUN!! |
|
|
|
|
İSA FİLMİNİ SEYREDİN
The Jesus Film |
|

|
|
|
Sığınağım
sensin
İşiten başka hiç kimse yok, Seslendiğimizde bizi
dinleyecek. Ağlayışımızı kim umursuyor.. Bekleyen bir başkası
yok, Yüreğimiz korktuğunda Yanımızda olan başka hiç kimse
yok.
Sana sesleneceğim... Zor anımda, Sana
sesleneceğim Gözleyip bekliyorsun… Yalnız sen duaları
yanıtlarsın. Sığınacağım başka hiç kimsem yok. Sana
sesleneceğim. Sığınağım sensin… Kederlendiğimde, Sana sesleneceğim. Gözleyip
beklediğini biliyorum. Sığınağım
sensin. |

EY GÖKLERDEKİ
BABAMIZ
(ilahi
verziyonudur)
Ey
göklerdeki Babamız
Kutsal olsun Senin adın
Krallığın gelsin Senin
Gökte yerde arzun olsun
Gündelik ekmeğimizi
Bugün bize sağla yine
Bize borçlu olanları
Affettik biz, Sen de bizi
Aynen öyle,
affet yine
Bizi koyma denenmeye
Kurtar bizi kötülükten
Kurtar bizi kötülükten
Çünkü Krallık ve Kudret
Yücelikler hep Senindir! Sonsuzluktan Sonsuza dek Amin!
Bu ilahiyi Dinleyin
|
|
BANA GÜVEN, BANA GEL!
Sevgili çocuğum, yaşadığın zor sınavlar imanını
güçlendirir,
bu
zorluklarda kendini
Bana bırakmayı öğrenirsin.
İçinde bulunduğun durum ne denli zor, ne denli ağır olursa
olsun,
seni asla terketmeyeceğimi ve hayalkırıklığına
uğratmayacağımı bilmelisin.
Belki yaşamında ortaya çıkan çok sert ve ağır sorunlar, tüm
dualarına ve yalvarışlarına karşın olduğu gibi kalıyor, ümitlerini
ve gücünü tüketiyor.
Ama Ben Tanrın olan Rab, yardımımın doğru zamanlamasında
kesinlikle hata yapmam.
Seninle ne zaman ve ne şekilde karşılaşacağımı çok iyi
bilirim.Bana güven!
Senin için özel anlamı olan gerekli mesajı, Ruhum aracığıyla
kaç kez, doğru zaman ve ortamda aldığını
hatırla..
Bu olanlar bir tesadüf değildi. Bunlar, yaşamında olan
herşeyin, en ufak ayrıntılarıyla tek tek ilgilendiğimi
gösterir.
Sana yardım etmek ve yol göstermek istiyorum. Ama sen çoğu
kez sana ne söylemek istediğimi
duymadın.
Sözlerime kulak verirsen, mutlaka sesimi duyacaksın.
Benim sesim yumuşaktır, sevgi doludur.
Ben seni suçlamam, hatalarını, günahlarını yüzüne vurmam,
bunu yapan düşmandir.
O, gece gündüz hiç durmadan bağırarak seni suçlar.Artık bir
çıkış yolunun olmadığı yalanına seni inandirmaya
çalışır.
Benim sesimi bastırmak için sesini
yükseltir.
Onun bağırışlarını dinleme, Benim yumuşak, sevgi dolu sesime
kulak ver.
Bana gel, günahlarını, hatalarını,
sorunlarını, kaygılarını ve zayıflıklarını Bana getir,
çekinme!
Cesaretle Bana yaklaş, seni bunların hepsinden özgür etmek
için bekliyorum.
Ruhunu sevinçle, mutlulukla doldurmak, imanını güçlendirmek
istiyorum.
|
Christen sind
Volksfeinde ?? Eine Filmserie warnt vor
Christen und Missionare und bringt sie mit Organhandel, Mafia und
Prostitution in Zusammenhang.
(kreuz.net)
Der bekannte landesweite türkische Fernsehsender ‘Show-TV’ hat am
8., 15. und 29. November 2007 eine neue Folge der alten Serie
„Kurtlar Vadisi-Pusu“ – Tal der Wölfe –
ausgestrahlt.
Das berichtete das ‘Institut für
Islamfragen’ der ‘Deutschen Evangelischen Allianz’ am 28.
Dezember auf seiner Webseite. IIn dem geht es um die Beziehungen
zwischen dem Staat, der Mafia und vier mächtigen Familien, welche im
Film das ökonomische Leben des Landes kontrollieren. n dem Streifen
wird auch die christliche Missionsarbeit erwähnt und in engem
Zusammenhang mit Organhandel, Mafia und Prostitution
gebracht.
Christen werden als Volksfeinde
dargestellt.
Das
Ziel der Christen ist es in der Serie, Türken zu betrügen und das
Nationalbewußtsein zu schwächen, um so das Land unter sich aufteilen
zu
können.
Tal der Wölfe handelt
von Organhandel, Prostitution, Mafia und den bösen Christen.
Außerdem
wird unterstellt, daß türkische Christen mit ausländischen Mächten
gemeinsame Sache machen und so das türkische Volk verraten. In der
Folge vom 29. November wurde zum Beispiel wörtlich gesagt: Jemand
muß in der Lage sein, diese Leute aufzuhalten.“ Und weiter:
„Wie wir die Kreuzzügler [aus der Türkei] hinausgeworfen haben,
so werden wir auch sie hinausbefördern. Wenn Du keine Waffe hast,
will ich Dir eine geben." Das ‘Institut für Islamfragen’
weist auf das Gesetz der staatlichen Medienaufsichtsbehörde
„RTÜK“ hin.
Es enthält die Nr. 3984 Paragraph 4. Diese
will verhindern, daß Medien zu Gewalt, Terror oder ethnischen
Benachteiligungen aufrufen. Ebenso untersagt es den Aufruf zum Haß
gegen andere Volks-, Klassen-, Herkunfts- oder Religionsgruppen und
die Anstiftung zur Volksverhetzung. In einem Kommentar erklärt das
‘Institut für Islamfragen’, daß christliche Missionsarbeit
laut der türkischen Verfassung nicht verboten ist.
Doch
gegenwärtig stünden Christen im Land stark unter Druck, weil
gesellschaftliche Probleme den Christen und christlichen Missionaren
angelastet würden. Die Art der Darstellung von Christen in der Serie
„Kurtlar Vadisi-Pusu“ sei geeignet, gewisse moslemische
Türken zu ermutigen, es als ihre Aufgabe anzusehen, gegen türkische
Christen und Gemeinden vorzugehen.
--------------------
İsa Mesih diyor:
‘İlk ve son
Ben`im. Diri Olan Ben`im. Ölmüştüm, ama
işte sonsuzluklar boyunca diriyim. Ölümün ve ölüler diyarının
anahtarları bendedir’ (Esinleme
1:17-18). |
I started to cry and say "Yes, you are my
Lord. I'm giving my life to
you"
My
grandmother was an Orthodox Christian. When she came to Turkey many
years ago, she became a believer of Jesus Christ and started to join
a small Protestant church in Istanbul. My mother wasn't a believer
until I grew up. My father was a Muslim from Bulgarian
Turks.
For many years I didn't understand much about the
Bible. From time to time with my grandmother I joined the Sunday
Services, but it was not really speaking to me. My father teased us
a lot with the Christian faith. This is the reason I didn't take the
faith seriously. When I was 17 years old, I started to have a lot of
psychological problems. My family took me to many doctors. But I
didn't receive an answer for my problem. God really started to work
in my heart through this problem.
One day I was sitting
hopeless at home. Some ladies from church visited me. They started
to talk about Jesus. Even though I had heard about Jesus, this time
something really hit me in the deepest part of my
heart.
Still I was so doubtful to say yes to Jesus as my
Savior and Lord. I was really afraid to give control of my life to
somebody. I thought he really wouldn't let me live my own life. Even
though I was sick psychologically, still my hope was to live a free
lifestyle without any limits.
After that day I really fought
with myself. "I will never give up, I will never be directed by
someone who I do not know". These were my words in opposition to Our
Savior. But one day I lost all of my power to be opposed to Him, I
started to cry and say "Yes, you are my Lord. I'm giving my life to
you".
It was a kind of miracle, after that day my
psychological problem started to lose power over me. Then I started
to share about Jesus with my family, and my mother and cousins
became believers after me. I began to see God's hand in my family.
But still there was a problem. My father didn't like what happened
to us. He put pressure on us. He forbade us to tell anyone about our
new faith. Our neighbors and friends never knew us as Christians for
a while. It wasn't good for our spiritual life. We couldn't even
join church easily. Then I started to pray for a Christian husband.
My mother and cousins had no hope for my prayer.
Meeting my
husband was a second big miracle in my life. He was a pastor of the
Turkish Protestant Church and also a Turk from Muslim background.
Through our marriage, God made a lot of difference in my family. One
of the most important things is that my father has joined our church
services for the last one year and a half. He doesn't say he has
converted, but from his seriousness in the service we can see how
God has changed his heart.
Sibel Ücal |
|
|
|

|
|
  
|
|
|
 GÖLDEKI
FIRTINA 'İsa
kayığa
binince,
ardından öğrencileri de bindi. Gölde ansızın büyük bir fırtına
koptu. Öyle ki, dalgalar kayığın üzerinden aşıyordu. İsa ise
uykuya dalmıştı. Öğrenciler gidip O'nu uyandırarak, «Rab,
kurtar bizi, batıyoruz!» dediler. İsa, «Ey imanı kıt
olanlar, neden korkuyorsunuz?» dedi. Sonra kalkıp rüzgârı ve
gölü azarladı. Ortalık
sütliman oldu. Hepsi hayret içinde kaldı. «Bu nasıl bir
adam ki, rüzgâr da göl de O'nun sözünü dinliyor?» dediler.
(Matta:8-24-25).
İsa Mesih
ve öğrencileri hep birlikte aynı kayığa biniyorlar gölün karşı
yakasına geçmek için. Epey ilerliyorlar, o arada İsa uykuya
dalmış. Hiç beklemedikleri bir anda ansızın bir fırtına
kopuyor. Bu fırtına öylesine güçlü ki, dalgalar kayığın
üzerinden aşıyor. Neredeyse batacaklar. Öğrenciler korku
içinde feryat ediyorlar: ’
Rab kurtar bizi, batıyoruz’.
İsa Mesih
bizlere sorunsuz, problemsiz bir yaşam vaadetmedi. Bu dünyada
sıkıntılarımızın olacağını söyledi. Ama bu sorun ve sıkıntılar
ne denli büyük olursa olsun, her zaman yanımızda olacağını
vaadetti ve zafer sözünü verdi. İsa Mesih’e her durumda
güvenmeliyiz, O’nun bizi yaşamlarımızdaki fırtınaların,
zorlukların ortasında yapayalnız bırakmayacağını bilmeliyiz,
iman etmeliyiz. İmanımız, büyük problemleri, sorunları
küçültür. Büyük Tanrı yüreğimizde yaşarsa, sorunlarımız çok
küçülecektir.
Eğer İsa Mesih, o fırtına anında
öğrencilerin yanında olmasaydı, öğrencilerin bu denli korkuya
kapılmaları çok doğal olurdu. Kutsal Ruh içimizde olunca, Rab
yanımızdaymış gibi huzurlu olabiliriz. Bunun için İsa onlara :
'Ey
az imanlılar, neden korkuyorsunuz?’ diye sordu. Çünkü kayıkta onların
yanındaydı. Kutsal Ruh aracılığıyla da bizim içimizdedir,
bizimledir.
Korkularımızda ve şiddetli sıkıntı
anlarımızda İsa’yı, O’nun huzurunu ve vaatlerini çok kolay
unutabiliriz. O’nun her an yanımızda olduğunu hatırladığımızda
hemen bu imansızlığımız için O’ndan özür dileyip bu
günahımızdan tövbe etmeli, imanımızı arttırması için O’na
yalvarmalıyız. Acıyan ve bağışlayan Rab İsa bizi hemen
bağışlayacak ve imanımızı güçlendirecektir. Yepyeni bir
imanla, dağ gibi görülen sorunlara İsa’nın adında karşı
durabiliriz o zaman.
Büyük sorunlar,acılar ve
sıkıntılar hiç beklemediğimiz bir anda fırtına gibi karşımıza
çıkabilir. Bu durumlarda İsa’ya olan imanımız denenir. İsa
Mesih, fırtınalara bize zarar vermek için değil, ama imanda
büyüyebilmemiz için izin verir.. O, fırtınaların tam ortasında
bize yardım elini uzatacağına inanmamızı
istiyor.
Ümitsizlik ve şüphe içinde dua ettiğimizde: ‚Rab, batıyoruz,
görmüyor musun?’ diyerek
sitemli bir şekilde feryat ederiz genellikle. Rabbimiz,
çocuklarının kalpten gelen haykırışlarını duyar ve kalkarak
yaşamımızdaki fırtınayı azarlar ve her taraf süt liman olur. Bunu
her birimiz yaşamlarımızda pek çok kez yaşadık. Bunun için
O'na her zaman şükretmeliyiz.
Denenmelere
düştüğümüz zaman bazen sınavı kaybederiz, ama üzülmeyelim.
İsa’nın, öğrencilerine dönerek: 'Ey az imanlılar!' deyişini
hatırlayalım. Kayıkta İsa onların yanındayken,
'Rab, batıyoruz’ diyerek
imansızlık ederek feryat ettiklerinde, Rab onların
haykırışlarını duydu. Onlara:
'Bana
güvenmediniz. Ne haliniz varsa
görün!' demedi. Ayağa kalktı, bir sözle
fırtınayı azarladı ve herşey sütliman oldu.
Senin
yaşamındaki fırtına nedir? Hastalık mı? Yoksulluk mu? Maddi
sıkıntı mı? Aile içi geçimsizlikler mi? Bir yakınını
kaybetmenin acısı mı? Ölüm
korkusu mu? Bunalım mı? Yaşamındaki düzensizlikler mi? Bunlara
daha bir çoklarını ekleyebiliriz. Sorun ne ve ne denli büyük
olursa olsun farketmez. İsa’yı çağırabilirsin.
‘Rab batıyorum, tükendim, bu sorunlarla baş edemiyorum, yardım
et ‘
diye feryat edebilirsin. İsa Mesih senin de feryadını duyacak,
yardımına koşacak, yaşamındaki fırtınayı azarlayarak herşeyi
düzene sokacaktır. Çünkü, İSA MESİH TÜM FIRTINALARIN
ÜZERİNDEDİR, FIRTINALARIN HEPSİNDEN BÜYÜKTÜR. O yaşayan
diri Rab’dir, merhametlidir, sevgi doludur. Kurtuluş elini
herkese uzatıyor, kendisini tüm yüreğiyle çağıran herkese.
Karanlıkta olanları ışığına çekmek, kaybolanları aramak ve
kurtarmak, yaşamlarındaki fırtınalar yüzünden batmak üzere
olan herkesin fırtınalarını bir sözle dindirmek istiyor.
İsa Mesih sevgi dolu yardım elini sana da uzatıyor. "
Kutsal Kitap'ta Mezmur 50:15'te şu sözleri
okuyoruz:
'Sıkıntı gününde beni çağır, seni kurtarırım ve beni
yücelteceksin’. Sıkıntı gününde beni çağır' diyen Tanrı'nın bu yardım
çağrısı bugün senin için de
geçerlidir.
Esenlikte
kalın Suna
|
Ich bin Christ - und immer noch ein echter
Türke
„Ich bin Christ – und immer
noch ein echter Türke“
|
 |
 |
 |
|
 |
„An Jesus will ich glauben – egal,
was andere sagen.“ |
 | Mein Name ist Hakan
Tastan. Ich bin Türke und lebe mit meiner Frau und meinen zwei
Kindern in Istanbul. Dass ich irgendwann in meinem Leben
wieder so glücklich werden würde, hätte ich vor ein paar
Jahren nicht geglaubt. Aber Jesus hat mein Leben verändert. Er
hat mich wieder froh gemacht. Mehr>>> |
|
2007’de Türk Protestanlara 19 saldırı

Zülfikar Ali AYDIN / SABAH 2007 Türkiye'de Protestan
Hıristiyanlar'a yönelik saldırıların tırmandığı yıl oldu.
Protestan Kiliseler Birliği hükümetin dikkatini çekmek için
rapor yayımladı.. Daha önce insan hakları kuruluşlarının
hazırladığı aylık ve yıllık insan hakları ihlalleri raporları
uygulamasını Türkiye'de yaşayan Protestan Hıristiyanlar da
başlattı. Malatya'da Zirve Yayınevi'nde 3 kişinin boğazları
kesilerek öldürülmesi ve artan fiili saldırılar nedeniyle,
Türkiye Protestan Kiliseler Birliği ilk kez yaşananlara
hükümetin dikkatini çekmek için bir rapor hazırladı.
Cemaatlerine yönelik toplam 19 saldırıyı rapor ettiklerini
söyleyen Türkiye Protestan Kiliseler Birliği Basın Danışmanı
İsa Karataş, 2007 için "En karanlık yıldı" dedi. Rapora göre
Türkiye Protestan cemaati misyonerlik faaliyetleri nedeniyle
fişleniyor, etkinliklerine izin verilmiyor. Cemaate yönelik
saldırıların bazıları kamera kayıtları ile tespit edilmesine
rağmen zanlılar yakalanamıyor ve olay karanlıkta kalıyor.
'BİRÇOK KİŞİ KORKTU' Türkiye Protestan
Kiliseler Birliği Danışmanı İsa Karataş, bir çok cemaat
mensubunun korktuğu için isminin rapora yazılmasını
istemediğini belirterek, "Hükümet ve devlet kuruluşları bu
linç kampanyalarının karşısında aktif tutum almalıdır. Medya
hoşgörüsüzlüğe ve ayrımcılığa neden olan yayınlardan
kaçınmalı. Farklı dinlere mensup kişilerin vatandaş olarak
eşit haklara sahip olduğu fikri aktif olarak işlenmelidir"
dedi. 2007'nin saldırı raporu * 28 Ocak:
Samsun Agape Kilisesi Derneği kimliği belirsiz kişiler
tarafından taşlandı ve zarara uğradı failler
yakalanamadı.
* 2 Nisan: Samsun Agape
Kilisesi'nin temsilcisi Orhan Pıçaklar aldığı tehdit mailleri
nedeniyle polise ve savcılığa yaptığı başvurulardan sonuç
alamadı.
* 18 Nisan: Malatya'da Hıristiyanlık
içerikli kitaplar basan ve dağıtan Zirve Yayınevi'nin ofisi
basıldı. Necati Aydın, Uğur Yüksel ve Tilman Geske
bıçaklanarak ve boğazları kesilerek öldürüldü.
* 1
Mayıs: İzmir Ödemiş'te Sevgi Topluluğu temsilcisi Mehmet
Şahin Çoban'ın aracı taşlı saldırıyla camları kırıldı Belirsiz
aralıklarla evi ve toplantı yeri kimliği belirlenemeyen
kişilerce taşlandı. Failler yakalanamadı.
* 15
Mayıs: Kilise lideri Orhan Pıçaklar'ın 11 yaşındaki oğlu
okulunda babasının yanına götüreceklerini iddia eden gençler
tarafından kaçırılmaya çalışıldı. Pıçaklar'ın oğlu kaçıp okul
müdürüne sığınarak kurtuldu. Kaçırma girişimini yapan failler
yakalanamadı.
* 20 Mayıs: İstanbul Protestan
Kilisesi Vakfı'nın Eskişehir'deki binası molotof atılarak
yakılmak istendi.
* 6 Haziran: Samsun Agape
Kilisesi önderi Orhan Pıçaklar bir konser için izin
başvurusunda bulundu. Samsun Belediyesi 'misyonerlik'
faaliyeti gerekçesiyle izin vermedi. Protestanlar belediyeyi
İçişleri Bakanlığı'na şikâyet etti.
* 21 Mayıs:
Ankara'da Hıristiyanlık ile ilgili yayınlar yapan Radyo
Shema'ya meçhul iki kişi tarafından yapılan saldırı hazırlığı
çalışanlar tarafından fark edilince zanlılar kaçtı. Kamerayla
tespit edilen iki zanlı yakalanamadı.
*
Haziran-Temmuz: Antalya İncil Kilisesi'nde aynı kişi
tarafından 8 kez ibadet engellenmeye çalışıldı. Saldırgan her
olay sonrası tutuksuz yargılanmak üzere serbest
bırakıldı
* 26 Temmuz: İstanbul Kocamustafapaşa
Agape Kilisesi taşlandı.
* 3 Eylül: İstanbul
Protestan Kilisesi Vakfı'nın İzmit hizmet binası kundaklanmak
istendi. Çıkan yangın söndürüldü. Fail yakalanarak
tutuklandı.
* 30 Aralık: Antalya İncil Kilisesi
önderi Ramazan Arkan'a suikast hazırlığında olan bir genç
yakalandı. Başka suçları da bulunan genç tutuklandı.
Youtube'da Hedef Gösterildi * 7 Kasım:
Agape Kilisesi lideri Orhan Pıçaklar'ın resmi, ev adresi,
telefonu ve diğer kişisel bilgileri 'youTube'da yayınlanarak
hedef gösterildi. Video yayından kaldırıldı ve polis
aracılığıyla incelenmek için İstanbul'a gönderilen görüntüleri
hazırlayanın kim olduğu tespit edilemedi.
* 25
Kasım: Orhan Pıçaklar kilise çıkışında aracıyla seyir
halinde iken önü kesildi ve kaçırılmak istendi. Kaçırma
girişiminde kullanılan araç plakası sahte çıktı. Zanlılar
sorgularında kaçırma değil, Pıçaklar'ın 'aracını
sıkıştırdıklarını' söyleyince serbest kaldı
* Kasım:
"Kurtlar Vadisi-Pusu" dizisinde Hıristiyanlık karşıtı, 4
bölüm yayınlandı. Bu dizi hakkında İstanbul savcılığına suç
duyurusunda ve RTÜK'e şikâyette bulunuldu.
* 25
Aralık: Cemaatin kilisesine ait internet sitesinin sohbet
odasında Hz. Muhammed'e hakaret edildiğini ileri süren bir
gazete kilisenin adresini yayımlayarak hedef
gösterdi.
* 29 Aralık: Orhan Pıçaklar telefon
ile sayısız kez ölüm tehditleri aldı. Konu savcılığa
bildirildi, soruşturma açıldı. 7 Ocak 2008'de tehdit eden kişi
tespit edilerek gözaltına alındı, serbest bırakıldı ve 2-3 gün
sonra Orhan Pıçaklar'ı tekrar tehdit etti.
-- Ben,
RAB, seni dogrulukla cagirdim, Elinden tutacak, Seni
koruyacagim. Seni Halka antlasma, Uluslara isik
yapacagim.Yeseya 42:6
|
|
...KUMSALDAKİ AYAK İZLERİ...
İnanlının biri bir gece bir rüya görmüş: Upuzun
bir kumsal boyunca yanında İsa Mesih ile yürüyormuş. Onlar
yürürken tam karşılarındaki gökyüzünden de bir film şeridi
gibi inanlının hayatından sahneler geçiyormuş. Kumsal adamın
hayat yolu imiş sanki... İnanlı kumda iki çift ayak izi
olduğunu fark etmiş... Bir çifti kendisinin bir çifti İsa'nın.
İsa'ya iman ettikten sonra İsa hep onunla yürüyeceğine söz
vermiş ve uzun bir süre birlikte yürümüşlerdi.
Hayatının son sahnesi de gökyüzünden geçtikten sonra
inanlı, kumdaki ayak izlerine boydan boya bir daha bakmış ve
birden bir şey dikkatini çekmiş. Hayat yolunun pek çok
bölumünde kumda sadece bir çift ayak izi görülüyormuş ve adam
dehşet içinde farketmiş ki , ayak izleri, teke, hayatının en
kötü, en acı anlarında iniyor. Bu keşfi onu fena halde
rahatsız etmiş ve İsa'ya sormaya karar vermiş.
Ya Rab,
eğer sana inanırsam senin yolundan gidersem her zaman yanımda
olacağına, her zaman yanıbaşımda yürüyeceğine söz vermiştin...
Oysa hayat yoluma bakıyorum. En zorlu en kötü, en acılı
anlarımda sadece bir çift ayak izi görüyorum kumda...
Anlayamıyorum Rabbim, Hayatın kolay günlerinde yanımda
yürüyorsun da sana en muhtaç olduğum zor anlarda beni niye
terkediyorsun?
İsa gülümseyerek cevap vermiş: 'Sevgili,
çok sevgili evladım....Ben seni çok seviyorum ve asla terk
etmem ve etmedim. Hayat yolundaki o zorlu sınav günlerinde,
yani en acılı, en kötü anlarında kumda hep bir çift ayak izi
gördün. Dikkat et! Ayak izleri teke indiğinde derinleşiyor.
Çünkü, o sıralar ben, seni kucağımda
taşıyordum....

|
|
TÜRKİYE'DE HRİSTİYANLIK
PROPAGANDASI

Hıristiyanlık propagandası yaptığı gerekçesiyle
RTÜK’ün bir radyoya verdiği uyarı cezası Danıştay’a takıldı.
Hakim Demirtaş mütalaasında, yayının propaganda değil, dini
bilgi olduğuna işaret ederek, AİHM’nin ‘Din özgürlüğü, komşuyu
inandırma hakkını da kapsar’ kararına atıfta
bulundu.
RADYO ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK)
Hıristiyan dini içerikli yayın yaptığı gerekçesiyle bir
radyoya verdiği uyarı cezası, Danıştay tarafından bozuldu.
RTÜK, ‘Hıristiyan dini içerikli yayın yaptığı’ gerekçesiyle,
Ankara’da yayın yapan ‘Shema’ adlı radyoya uyarı cezası verdi.
Kurul, radyonun yayınlarının, toplumun milli ve manevi
değerlerine, Türk aile yapısına aykırı olduğu gerekçesiyle
verildiğini bildirdi.
HÜRRİYET TEK İNANCA
YÖNELİK Bunun üzerine radyo, işlemin iptal
edilmesi için Ankara 7. İdare Mahkemesi’ne başvurdu.
Ancak mahkeme, davayı reddetti. RTÜK’e hak veren
mahkemenin kararında, yayının içeriğini oluşturan
Hıristiyanlık yaşam felsefesi ve motiflerinin, tek bir inanca
yönelik olarak toplumda özgürce kanaat oluşmasını engelleyecek
biçimde verildiğini belirtti.
DEMOKRASİNİN
TEMELİ Radyonun kararı temyiz etmesi
üzerine dosya Danıştay’a taşındı. Danıştay 13. Dairesi, İdare
Mahkemesi’nin bu kararını, bilirkişi incelemesi eksik olduğu
gerekçesiyle bozdu. Danıştay Tetkik Hakimi Erkan Demirtaş,
mütalaasında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9.
maddesinde düzenlenen din, düşünce ve vicdan özgürlüğünün
demokratik toplumun temellerinden biri olduğunu
belirtti.
İNANDIRMA
ÖZGÜRLÜĞÜ Demirtaş, AİHM’in, AİHS’in din
özgürlüğünü düzenleyen 10’uncu maddesi kapsamında verdiği bir
kararında, ‘Maddede öngörülen din özgürlüğü yalnızca, bireyin
dini inancını diğerleriyle topluluk halinde veya aynı inancı
paylaşanlar arasında açığa vurma özgürlüğünü değil, tek başına
özel olarak, örneğin aydınlatma yoluyla komşusunu inandırma
hakkını da kapsar’ denildiğini anımsattı. Demirtaş, bu
kapsamda, ‘komşusunu inandırma (ikna etme) hakkının’ da din
özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ifade
etti.
HOŞGÖRÜNÜN GEREĞİ Demirtaş, ‘AİHS uyarınca, kabul gören veya zararsız
veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil,
aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar da
düşünce özgürlüğü kapsamındadır. Bunlar bir demokratik toplum
için olmazsa olmaz; çok seslilik, tolerans ve hoşgörünün
gerekleridir’ dedi. Demirtaş, Anayasa’da da din ve inanç
özgürlüğünün sadece ‘istismar etme ve kötüye kullanma’
hallerinde yasaklandığına dikkat
çekti.
PROPAGANDA DEĞİL RTÜK’ün
uyarıda bulunduğu radyo yayınının ‘yasa dışı faaliyetin
propagandası’ olarak değerlendirilemeyeceğini söyleyen
Demirtaş, yayının dini bilgi şeklinde yorumlanmasını istedi.
Demirtaş, mütaalaasında ‘Yayın, yasadışı faaliyetin
propagandası olarak algılanamaz, içerik yönünden dini bilgi
niteliğindedir’ değerlendirmesinde bulundu. (Haberturk.com) |
|
|
|
|
BİZ KİMİZ? (KİLİSEMİZİN
TARİHÇESİ)

Köln İsa Mesih İnanlıları Topluluğu yerel bir cemaat
olup herhangi bir Hristiyan organizyasyonuna bağlı
değildir.
Köln İsa Mesih İnanlıları Topluluğunun başlangıcı 1981
yılına kadar geri gider. O tarihte Türkiye'den Almanya'ya
yerleşen bir aile Köln'de karşılaştıkları bir Mesih
inanlısından İsa Mesih'in kurtuluş müjdesini duydular ve zaman
içerisinda bu ailenin fertleri birer birer İsa Mesih'e Rab ve
Kurtarıcıları olarak iman ettiler. Bu alilenin yaşadığı
apartman bloğunda yaşayan Türkiye'li diğer göçmenler de
İncil'in müjdesiyle karşılaştılar ve iman edenler hafta içinde
evlerde Dua ve İncil dersleri hizmetlerine başladılar. İsa
Mesihle ilgili sevinç getirici habere Köln ve çevresinde
inananlar çoğaldı ve düzenli bir şekilde toplanmaya
başladılar.
Bazı nedenlerle ara verilen toplantılar 1988'de
yeniden başlatıldı ve Rabbin de mucizevi bir şekilde
çalışmasıyla, Türkiye kökenli bazı ermeni aileler, yine
bazıAntakya'lı Ortodoks aileler iman ederek bu topluluğa
katıldılar. Bu kez toplantılar daha düzenli bir şekilde
sürdürüldü ve iman ederek vaftiz olan birçok kişi topluluğa
katılmayı sürdürdüler. Sünnilik ve Alevilikten Rab İsa Mesih'e
inananlar olduğu gibi, Ortodoksluk ve Katoliklik gibi
Hristiyan mesheplerinden, ayrıca Yehovanin Şahitleri
tarikatinden dönen kişiler tövbe edip Rab İsa Mesih'e iman
ederek topluluğa katıldılar. Bu topluluk Rabbin bir eseridir.
Topluluğun bugüne gelişinde maddi manevi katkısı olan her
kardeşi Rabbimiz bolca
bereketleyecektir!
Bugün inanlılar topluluğuna sayısı yüzün üzerinde
insan katılıyor. İlahiler, vaazlar ve İncil dersleri Türkçe
olarak veriliyor. Bununla birlikte Gençlik Grubunun ve Çocuk
Grubunun toplantıları hem Türkçe, hem de Almanca olarak
yapılıyor.
Pazar günkü Dua Hizmetimiz saat 15.00-17.00 arasında
Burgunder Str. 16'da yapılmaktadır. Toplantı salonumuz pazar
sabahları saat 10.00-12.00 arasında Alman Mesih inanlıları
(Gemeinde Köln-Süd) tarafından kullanılmaktadır. Her iki
haftada bir olmak üzere toplantı sonrası kalmak ve sohbet
etmek isteyenler için saat 18'e kadar kahve-çay-kek vs.
eşliğinde sohbet zamanımız oluyor.
İlahilerde gitar eşliğinde batı tarzı müziklerin
yanısıra, bağlama ve darbuka gibi enstrumanler eşliğinde türk
müziğine de eşit ağırlık verilmektedir. Tapınmalarımız sade,
içten geldiği gibi özgürce olmakta, belirli bir doktrin,
Kilise veya görüşün uygulamalarını yansıtmamaktadır.
GÖREV VE SORUMLULUKLARIMIZ
Köln İsa Mesih Topluluğu (İncli Kilisesi),
Federal Almanya Cumhuriyeti'nin kanunları çerçevesinde ve
İncil'in öğretileri doğrultusunda, özellikle Türkçe konuşan
insanlara yönelik olarak ibadethane açmak, ibadetini yerine
getirmek, üyelerinin ruhça gelişmesini sağlamak, Kutsal
Kitap'ın öğretilerini öğretmek, inancının uygulamaları için
kendi içinde eğitim sağlamak (teoloji, hitabet, müzik, film
vs.), halka inancını açıklamak ve yaymak, din görevlileri
eğitmek ve atamak (önderler, vaizler, öğretmenler vb.), ihtida
belgesi vermek, vaftiz, resmi işlemlerin sonrası dinî düğün ve
cenaze törenleri yapmak, umumî veya umuma açık olmayan kapalı
yerlerde dinî bayramları kutlamak, dinî bilgiler vermek,
kamuoyu yaratmak, halkı aydınlatmak, yayınlar hazırlamak
(broşür, kitap, basın, radyo, televizyon), din veya kanaat
konusunda kamuoyu araştırmak (anket, açık oturumlar vb.),
seminerler veya konferanslar düzenlemek, sosyal hizmetler
sunmak vb. için ticari veya siyasi olmayan dinsel bir
kuruluştur.
Toplulugun siyasi bir görüşü, doktrini yeya bu yönde
herhangi bir amacı, emeli yoktur. Mesih inanlıları
bulundukları her ülkede kendilerini yöneten hükümetlere tabi
olurlar, yöneticileri için dua ederler. Türk Mesih inanlıları
olarak, özellikle aşırı milliyetçi ve dinci kesimlerin bize
yaptıkları (Türkiye devletinin altını oyuyorlar, bizi
birbirimize düşürüyorlar, dış ajanların kuklası oluyorlar,
Bizans'a hizmet ediyorlar, gibi) asılsız yakıştırmalarını
reddediyor ve burada bir kez daha yineliyoruz: Toplulugun
siyasi bir görüşü, doktrini yeya bu yönde herhangi bir amacı,
emeli yoktur. Mesih inanlıları bulundukları her ülkede
kendilerini yöneten hükümetlere tabi olurlar, yöneticileri
için dua ederler. |
|
İmam hatiplinin Kürtçe İncil'i
"  Müezzinlik
yaptıktan sonra Hıristiyan olan imam hatip mezunu Resul Yıldırım,
İncil'i Kürtçe'ye çevirip bastırdı.
Adı Resul Yıldırım.
Elazığ'daki imam hatip lisesini bitirdikten sonra müezzin oldu.
1987'de Almanya'ya göç etti ve Hıristiyanlığa geçti. Gerçeğe Doğru
Yayınevi ile anlaştı. Ve 14 yılda Kürtçe'ye çevirdiği İncil'den 10
bin adet bastı.
Tevrat ve Zebur'u da Kürtçe'ye
çevirdi
Satış fiyatı
3 YTL olan bu Kürtçe İncil'ler, Güneydoğu'da elden ele dolaşıyor.
Yayınevi bedava dağıtılan İncil'lerin mali kaynağını açıklamaktan
kaçındı. Yıldırım'ın Kürtçe'ye çevirdiği Tevrat ve Zebur'u da
baskıya vereceği belirtildi.
Ölüm tehditleri alıyorum
Ölümle
tehdit edildiğini belirten Resul Yıldırım "Koruma almadım. Çeviriyi
de sabote etmek istediler" dedi.
İmam hatipli, İncil'i Kürtçe'ye
çevirdi
İmam hatip
lisesinden mezun olduktan sonra müezzinlik yapan imam Almanya'da
Hıristiyan oldu. Bununla da kalmadı İncil'i Kürtçe'ye çevirdi.
Elazığ'da imam hatip lisesini bitirdikten sonra camilerde
müezzinlik yapan imam Resul Yıldırım, 1987 yılında Almanya'ya gitti.
Bir süre sonra iltica ederek, Alman vatandaşlığına geçti. Bir Alman
kadınla evlenen Yıldırım, İncil'i okudu. Aynı yıl Hıristiyanlığı
seçti. 1992 yılında İncil'i Kürtçe'ye çevirmeye karar verdi.
İstanbul'daki Gerçeğe Doğru Yayınevi aracığıyla tanıştığı, kendisi
gibi Hıristiyanlığı seçen Diyarbakırlı Said Alpaslan'ın da
yardımıyla tam 14 yılda Kürtçe İncil'i tamamladı. " P e y m a n a
Nû/adıverilen Kürtçe İncil, Mayıs ayında Gerçeğe Doğru Yayınevi
tarafından "MizgMesalt başlığıyla 10 bin adet basıldı. Yayınevinin
kendi matbaasında basılan Kürtçe İncil, 554 sayfadan oluşuyor.
Üzerinde satış fiyatı 3 YTL olarak görülen İncil, Güneydoğu
bölgesinde elden ele dolaşıyor. İncil'i Kürtçe'ye çeviren Resul
Yıldırım ile Said Alpaslan kendilerini "Mesih inanlıları"
olarak tanımlıyorlar. Halen ölüm tehditi aldıklarını söyleyen ikili,
İncil'den sora yine Kürtçe'ye çevirdikleri Tevrat, Zebur'u da
baskıya vermeye hazırlanıyor.
'Annem Babam Okusun diye'
Eski
imam Yıldırım, 14 yıl süren Kutsal Kitap çevirisine annesi ve
babasının sadece Kürtçe bilmesi nedeniyle başladığını anlatıyor.
Çeviri sırasında en çok yöresel hayvan ve bitki adlarında
zorlanmışlar. Ölüm tehditlerine rağmen koruma almadıklarını ifade
eden Yıldırım, "Hep aynı şeyleri söylüyorlar. 'Kafir oldunuz'
gibi sözler" diye anlatıyor yaşadıklarını. Kürtçe İncil'in
yayımcısı Gerçeğe Doğru Kitapları Genel Yayın Yönetmeni İsa Karataş
ise yaklaşık 40 kitap yayımladıklarını belirterek kitapların
dağıtımlarının engellenmeye çalışıldığından şikayet ediyor.
http://arsiv.sabah.com.tr/2006/06/21/gnd103.html |
|
Konvertiten Muslime,
die Christen werden, leben gefährlich
Sie
werden bedroht, beschimpft und bedrängt: Muslime, die zum
Christentum übergetreten sind, leben hierzulande gefährlich – vor
allem, wenn sie für ihren Glauben unter Muslimen werben. WELT ONLINE
hat eine türkisch-evangelikale Gemeinde in Köln besucht und dort
mutige Menschen getroffen.
Als habe er dem Leibhaftigen ins
Auge geschaut, verfärbt sich das Gesicht des älteren Herrn mit dem
grauen Bart und dem weißen Käppi dunkelrot. Mit bebender Stimme
faucht er auf Türkisch: „Was fällt dir ein? Du sagst mir, einem
Muslim, ich solle Christ werden?“ „Genau“, erwidert der
angesprochene Esat Avcioglu, seines Zeichens Pastor
einer türkischen Christengemeinde. Dann setzt er nach: „Sie haben
die freie Wahl! Lesen Sie das Traktat, dann können Sie überlegen, ob
Sie Christ werden wollen.“ Gleichzeitig hält er dem Muslim ein
Heftchen vor die Brust (Titel: „Wie komme ich in den Himmel?“).
„Freie Wahl?“, raunzt der Muslim ungläubig. Doch dann stutzt er,
schnappt sich das Heftchen, verschwindet – und hat Bekanntschaft mit
einem unbequemen Grundrecht gemacht: mit Religionsfreiheit, die das
Recht auf Mission und Glaubensabfall einschließt. Missionieren
unter Muslimen ist extrem gefährlich Über Muslimmission, wie die
türkisch-evangelikale Gemeinde Pfarrer Avcioglus aus Köln sie
betreibt, wird derzeit heftig gerungen: Eine Position lautet, Kirche
müsse hiesigen Muslimen das Evangelium bringen und selbstbewusst die
geltende Religionsfreiheit nutzen. Dies verkünden Teile der
Evangelischen Kirche in Deutschland (EKD) um den Ratsvorsitzenden
Wolfgang Huber und der Evangelikalen-Dachverband Evangelische
Allianz in Deutschland (EAD). Ein anderer Teil der EKD spricht sich
gegen Missionsarbeit aus. So verfassten zahlreiche Theologen
kürzlich einen offenen Brief, in dem sie vor Muslimmission warnten,
weil sie dem Religionsfrieden schade. Sogleich attestierten auch
islamische Verbände, Mission schüre Konflikte.
Und es stimmt
ja: Religionsfreiheit ist konfliktträchtig. Nur sind die Opfer
dieser Konflikte zunächst einmal nicht die Muslime. Kaum jemand
veranschaulicht dies besser als die bis zu 6000 türkischen oder
arabischen Evangelikalen in Deutschland, die meist erst hier vom
Islam zum Christentum übertraten und nun Muslime zu bekehren
versuchen.
Wenn zum Beispiel die Gemeindeglieder Pfarrer
Avcioglus in die Kölner Zuwandererviertel ziehen, in Chorweiler
Büchertische aufstellen und mit Gitarren musizieren oder in Nippes
Passanten ansprechen, dann werden sie oft als Volksverräter,
Höllenpack und Gotteslästerer beschimpft oder hören gar
Morddrohungen. Ex-Muslime, die Christen werden, bringen immense
Opfer Welche Opfer sie erbringen müssen, weil sie ein Grundrecht
in Anspruch nehmen, zeigen vor allem aber die Lebensgeschichten
konvertierter Ex-Muslime, von denen die Marburger
Islamwissenschaftlerin Ursula Spuler-Stegemann einige gesammelt hat:
Mal wurden die Neu-Christen von ihren Familien verstoßen, gejagt
oder verprügelt, mal fast totgeschlagen oder angezündet. Auch in der
Kölner Gemeinde kursieren Geschichten von niedergestochenen oder
verstümmelten Konvertiten. Aber das sind Ausnahmen. Häufiger sind
weniger blutige und dennoch brutale Schicksale. Da ist etwa die
60-jährige Sacide, eine kleinwüchsige Dame mit leicht verklärtem
Lächeln. Einige Zeit nach ihrem Übertritt zum Christentum verstarb
ihre Mutter. Foto: Globus Infografik Die meisten Deutschen (51
Millionen) gehören den christlichen Kirchen an. Die Zahl der Muslime
in Deutschland liegt bei 3,3 MillionenAls sie zum Begräbnis in die
türkische Heimat reiste, ließen Schwester und Schwager sie nicht
mehr an die Leiche der Mutter herantreten. Als Abtrünnige sei Sacide
unrein, sie beschmutze das Begräbnis. „Ich habe meiner Schwester
trotzdem vergeben“, sagt Sacide. Das habe Gott von ihr
verlangt.
Oder die Geschichte von Mehmet, ebenfalls ein
Kölner Gemeindeglied (mit diesem verklärten Lächeln). Gemeinsam mit
seinen Eltern konvertierte er zum Glauben an Christus. Nachdem die
Familie dies bekannt gemacht hatte, bekam sie Besuch von Mehmets
Neffen. Kaum war der Neffe in der Wohnung, prügelte er auf Mehmets
alten Vater ein – weil der die „Familienehre verraten“
habe.
Als der muskulöse Mehmet dazwischensprang, sagte der
geprügelte Vater nur: „Lass ihn, Mehmet! Wäre ich noch Muslim, hätte
ich vielleicht auch so gehandelt.“ So viel Güte erweichte sogar das
Herz des zornigen Neffen.
In dieser Opferbereitschaft liegt
womöglich ein Schlüssel zum – wenngleich bescheidenen – Erfolg der
winzigen Minderheit. Immerhin wuchs die Kölner Gemeinde binnen 15
Jahren von drei auf 40 Familien an. Und auch andere
türkisch-christliche Gemeinden berichten von Zulauf. Die
Erfolgsgeschichte kann auch als Zerstörungswerk gelesen werden
Was nach Erfolgsgeschichte klingt, ließe sich allerdings auch
ganz anders erzählen: als Zerstörungswerk. So jedenfalls wird das
selbstbewusste Auftreten türkischer Christen im muslimischen Milieu
oft erlebt. Schließlich brechen die missionarischen Neu-Christen in
eine meist homogene Lebenswelt ein, in der Familie, Volk und
Tradition noch als rein muslimisch wahrgenommen werden. Wer in diese
vom Pluralismus kaum berührte Welt mit einem fremden Glauben
eindringe, zerstört laut dem Kulturanthropologen Werner Schiffauer
in den Augen vieler Muslime eine stabile Ordnung, aus der sie
Geborgenheit und Glaubenskraft schöpfen. Zudem ist den zugewanderten
Muslimen auch aus ihren Herkunftsländern eine Gleichberechtigung
nicht muslimischer Glaubensgemeinschaften unbekannt. Und von Ägypten
bis in die Türkei werden christliche Missionare und Konvertiten noch
heute öffentlich als Ruhestörer und Anarchisten bezeichnet. Deshalb
wohl bekämpfen manche Muslime hierzulande die Religionsfreiheit so
ungeniert: weil sie sich als Verteidiger einer heilen Welt
verstehen. Wenn man so will: weil sie sich im konservativen
Abwehrkampf gegen die zerstörerisch-pluralistische Moderne sehen. In
dieser Auseinandersetzung sehen viele in den türkischen Christen
Streiter für das westliche Freiheitsverständnis. Denn sie fordern
unter muslimischen Angehörigen und Bekannten Respekt für das Recht
auf religiöse Entscheidungsfreiheit ein, sie verkünden, wenngleich
als Nebeneffekt ihres Bekehrungseifers, das westliche Ideal des
mündigen Einzelnen, der aufgrund freien Entschlusses seinen
Lebensweg wählt. Ein Siegeszug religiöser Selbstbestimmung
Was schon beim Gottesdienst der Kölner Gemeinde ins Auge
springt, wo Männer und Frauen bunt gemischt sitzen und mit gen
Himmel gestreckten Händen Lobpreislieder singen. Kaum ist der Gesang
– der an orientalische Liebeslieder erinnert – verklungen, beginnt
geradezu eine Siegesfeier religiöser Selbstbestimmung:
Schlagworte Islam Muslime Christentum Taufe Konvertiten Bedrohung
Gefahr Glaubensfreiheit Religion Zwei junge, frisch bekehrte
Ex-Muslime mit Kevin-Kuranyi-Bärtchen treten ans Pult und erzählen,
welche Argumente für Christus oder Mohammed sie monatelang abwogen,
bevor sie sich aus freien Stücken für das Christentum entschieden
(zum Beispiel: „Erst die Feindesliebe Jesu brachte mir Frieden mit
den Kollegen“, oder: „Der Geist Jesu lebt in den Menschenrechten“).
Beide berichten auch, wie sie sich dem Druck ihrer Familien
widersetzten, der von angedrohtem Kontaktabbruch und in Aussicht
gestellter Enterbung bis zum Vorwurf reichte, sie verrieten Ehre,
Ahnen und Heimat. Doch inzwischen haben zumindest die Eltern dieser
beiden jungen Männer akzeptiert, dass ihre Kinder selbst
entscheiden, welchen Glaubensweg sie einschlagen. Seitdem wehe in
seiner Familie ein neuer Wind, erzählt einer der Konvertiten:
„Harmonisch ist es nicht immer, aber dafür darf ich glauben, was ich
will.“ Das klingt nach Freiheit.
http://www.welt.de/politik/article1548769/...efaehrlich.html |
|
 The Christian
Counter
Ücretsiz İncil
Ismarlayın

|
 ECTV
Eutelsat 'ta (Hotbird
7A) 13.0º Doğu 11411 Ghz Yatay 27,500 Sembol/Saniye 5/6
Fec
|
|
Dedikodu Eder
misin?
Adamin biri ünlü filozof Sokrates'e gelir ve " Senin o
arkadasin o adam var yaaa" diye konusmaya baslar. Sokrates hemen
adamin sozunu keser ve "Arkadasim" der, " O kimse hakikinda
konusmadan once benim sana 3 sorum olacak; onlari yanitladiktan
sonra bana hala soylemek istiyorsan soyliyebilirsin olur
mu?" Adam
peki der. Sokrates 3 sorusunu siralar; " Bana soyliyeceklerinden
tam emin misin, yani yuzde yuz emin misin?" Adam " Sey yani.. oyle diyorlar ama yuzde yuz diyemem"
der "Peki" der Sokrates, " o kimse hakkinda bana soyliyeceklerin
iyi seyler mi bari?" Adam yine " Yok canim, tam tersidir"
yanitini verir. "Peki bana duyduklarini ya da bildiklerini
soylemen illa gerekli midir? diye sorar filozof. Adam
yine " Hayir" der. Bu sefer Sokrates, "O zaman hic bir sey
soyleme " der..
Kulagi olananlar
duysun.... |




|
Ya Rab Bugün Değil,
Yarın Bir yıl geçiyor, yepyeni bir yıl başlıyor Hep üç
yüz altmış beş gün Yılda 365 kez bana sorduğun soru şu: Bugün
Beni izlemeye başlayacak mısın? Kendini tam olarak Bana
vermeni istiyorum. Ama Rab, bugün başlamaya cesaretim
yok! Aslında öyle meşgulüm ki.. Seni düşünecek zamanım
yok. Senin için yaşamak, çarmıhını
taşımak istiyorum. Fakat yalnız bir saatçik Seni izlemek
istiyorum, ama her zaman değil Çarmıhını taşımak istiyorum, ama
ağırını değil Sana sunu sunmak
istiyorum, fakat kendimi değil Sevmek istiyorum fakat çok
değil Seni izlemeye başlamak istiyorum Fakat bugün değil, ama
belki yarın
Ama sevgili İsa'm
Senin sesin hiç değişmiyor Hala öyle tatlı, hala öyle sevgi dolu
ki.. Ve hala: 'Bugün beni izlemeye başlayacak mısın?' Diye
sormaya devam ediyorsun. Ne kadar
sabırlısın Rab Şaşıyorum bu eşsiz sevgine. Bağışla beni göksel
Babam, Yaşamımı ellerine al, beni Sen yönet Sana her zaman
hizmet etmek, çarmıhını taşımak istiyorum Ne denli ağır olursa
olsun. Sevmek istiyorum, tıpkı Senin sevdiğin
gibi. Seninle birlikte yürümeye, seni
izlemeye Bugün başlamak istiyorum ey Rab Ama bugün, yarın
değil.
(Almanca'dan
tercüme edilmiştir)
|
|
Nuh Tufanı- 'Yok Olup Giden
Dünya'- 'The World that Perished.' Tufanın Kutsal Kitap kayıtlarına
dayanılarak hazırlanan bu filmde, bu dünyanın yaşadığı en korkunç
felaketi ve bu felaketten sağ çıkan sekiz kişinin yaşam öyküsünü
bulacaksınız. Filmi seyretmek için TIKLAYIN
|
|
Darwin’in teorileri Sallantıda
Darwin'in hayatın oluşumu ile ilgili ortaya attığı 140
yıllık 'su birikintisi' teorisi sarsılıyor. Kaliforniya Üniversitesi
kimya profesörü David Deamer, Londra'da hayatın başlangıcı ile
ilgili uluslararası konferans öncesinde yaptığı açıklamada, teoriyi
test eden araştırmada şaşırtıcı ve bir o kadar da üzüntü verici
sonuçlar elde ettiklerini açıkladı...Haberin
Devamı- |
|
Kim? Kim
sever beni, senin gibi Rab, Kim, canın verir benim
için? Suçumun izleri avuçlarında, Günahlarım
bağışlandı
Kim duyar sesimi, senin gibi Rab, Kim siler
benim gözyaşlarım? Ümidim seninle, senin elinde, Özgürüm artık
günahlardan... |
|
Şiir
SENİ ASLA BIRAKMAM SENDEN ASLA
VAZGEÇMEM
Sana cocuğum diyorum, öylesin, çocuğumsun. Seni adınla
cağırdım,
Benimsin.
Buna Ben karar verdim ve seni seçtim. Sevgime yanıt verdin,
ama ilk adımı Ben attım.
Sana olan sevgim duygusal bir sevgi değil.
Benim sevgim, senin yaşamını olumlu yönde
değiştirir.
Artık sen eskisi gibi değilsin, yepyeni bir yaratıksın,
inayet cocuğusun.
Sevgili yavrum sözlerime itaat etmediğin ve beklentilerimi
yerine getirmediğin zamanlar vicdanın rahatsız
oldu.
Bu yüzden Bana yaklaşmaya çekindin, seni azarlamamdan,
cezalandırmamdan korktun.
Oysa Bana gelirsen, sadece SEVGİMLE
karşılaşacaksın.
Seni asla bırakmam, senden asla vazgeçmem, geri çevirmem ve
sırtımı sana dönmem.
Sevgili çocuğum Bana gel, Ben de, sevgimle hep sende
kalacağım.
Benim sevgim güvenilir, sarsılmaz, gerçek sevgidir. Bitmez
ve sonu gelmez.
Bazen yanında olmadığımı, senden çok uzakta olduğumu
hissettiğin anlar oldu.
Kendini yapayalnız, terkedilmiş sandın. Ama Ben seni hiç
bırakmadım,
Benden uzaklaşıp kendi yoluna giden
sendin.
Ben, sabırla Bana dönmeni bekledim. Sevgi dolu kollarım
herzaman açık seni bekliyordu.
Sen Benim için çok değerlisin sevgili
yavrum.
Seni öylesine sevdim ki, uğruna Canımı verecek
kadar.
Senden asla vazgeçmem. Sana söz verdiğim gibi, herzaman
yanında seninle olacağım.
Yeter ki Bana dön!
- Suna |
|
Türkiyenin Farkli
Yolu
2000-2006 döneminde W. Bush’un önde gelen
danışmanlarından biri olan Michael Gerson, Washington Post’ta
Türkiye’nin din özgürlüğüne ilişkin yaklaşımını “Türkiye’de Farklı
Yol” başlıklı makalesinde değerlendirdi.
“Modern Türkiye’nin
parlak başarısını etrafındaki karanlık belli ediyor” ifadesini
kullanan Gerson, Suudi Arabistan veya Kuzey Sudan’da dini
değiştirmenin idamla cezalandırılan bir suç olduğunu, geleneksel
olarak hoşgörülü olan Malezya’da bile dini değiştirmek isteyen bir
kişinin mahkemece engellendiğini belirtikten sonra Türkiye’deki
uygulamalara dikkat çekti.
Gerson şunları yazdı: “Türkiye’de
ise, nüfus cüzdanınızda yasal bir din değişikliği, sadece noterden
bir yazı gerektiriyor ve şimdiye kadar Hıristiyanlığa geçen birkaç
yüz kişi bunu yaptı.”
Buna karşın Türkiye’de de din
özgürlüğünün en tartışmalı özgürlük olduğunu, “mezheplerin güçünden
korkan” laik düzenin geleneksel olarak azınlık dini gruplara bazı
hakları vermeyi reddettiğini yazan Gerson, misyonerlere yönelik
iddialara da yer verdi.
Michael Gerson, Erdoğan hükümetinin,
hem Müslümanlara, hem de dini azınlıklara daha da özgürlük
sağlayacak AB üyeliğinden yana tavır aldığını, din özgürlüğü
konusunda bazı adımlar atıldığını belirtirken de “Türkiye’de din
konusundaki yasal çerçeve iyileşirken bile yükselin İslami etkinin
birdenbire şiddet fırtınaları yarattığı” yorumunu da
yaptı.
Malatya cinayetlerinin yurt dışında yarattığı şoka da
değinen Gerson, ancak cinayetlerin ardından Diyanet İşleri Başkanı
Ali Bardakoğlu’nun yaptığı, misyonerliğin bir “doğal hak” olduğu
yolundaki açıklamasına dikkat çekerek, Türkiye olmazsaydı "Bir
Müslüman liderden gelen bu tür bir açıklığın" icat edilmesi
gerekeceğini yazdı. |
NEWS FROM EGYPT (2004):
A Muslim man
in Egypt killed his wife and then buried her with their infant baby
and 8-year old daughter. The girls were buried alive! He then
reported to the police that an uncle killed the kids. 15 days later,
another family member died. When they went to bury him, they found
the 2 little girls under the sand ALIVE!
The country is
outraged over the incident, and the man will be executed.
The
older girl was asked how she had survived.
"A man wearing
shiny white clothes, with bleeding wounds in his hands, came every
day to feed us. He woke up my mom so she could nurse my sister," she
said. She was interviewed on Egyptian national TV, by a veiled
Muslim woman news anchor. She said on public TV, "This was none
other than Jesus, because nobody else does things like this!"
Muslims believe Isa (Jesus) would do this, but the wounds mean He
really was crucified, and it's clear also that He is alive! But,
it's also clear that the child could not make up a story like this,
and there is no way these children could have survived without a
true miracle. Muslim leaders are going to have a hard time to figure
out what to do with this, and the popularity of the Passion movie
doesn't help! With Egypt at the center of the media and education in
the Middle East, you can be sure this story will spread. Christ is
still turning the world upside down! Please let this story be shared
here too. The Lord says,
"I will bless the person who puts
his trust in me." (Jeremiah
17:7)
|
Zeugnis von Meryem
Demir
Eine türkische Muslima wird Christ,
nachdem sie jemand auf Jesus hinweist und sie die Bibel
liest
Ausgangspunkt Türkei Mein
Name ist Meryem Demir (Namen und Orte geändert), ich komme aus der
Türkei. Ich bin am 15.9.1970 in Mersin geboren und dort
aufgewachsen, aber meine Familie gehört zu den Kurden in Bingöl,
meine Muttersprache ist Sasa. Meine Mutter heißt Hanife, mein Vater
Ali. Ich bin das jüngste von acht Geschwistern. Meine Familie ist
islamisch und sehr religiös. Drei der älteren Geschwister lesen den
Koran und kennen sich im Islam sehr gut aus. - Ich besuchte ein
Mädchengymnasium. Später arbeitete ich in einer Bank, die Kredite an
Handwerker und Kleinbetriebe vergibt.
Da ich aus politischen
Gründen um mein Leben fürchten musste, floh ich nach Deutschland.
Wäre ich in der Türkei geblieben, hätten die Behörden nicht nur mir
selbst, sondern auch meiner Familie viel Schaden
zugefügt.
Zum ersten Mal einen Teil der Bibel
gesehen
Ein Neues Testament habe ich erstmals bei
meiner in Antep lebenden großen Schwester gesehen. Sie sagte, dass
sie darin lese. Ich wurde wütend auf sie und machte ihr
Vorhaltungen, sie als Muslima dürfe doch solch ein Buch weder
berühren noch darin lesen. Aber meine Schwester sagte, in diesem
Buch gebe es wunderschöne Worte und Verse und ihr gefalle das Buch.
Damit war unser Gespräch über das Neue Testament beendet. -- Monate
vergingen, und ich hätte so gerne einmal in das Neue Testament
hineingeschaut, das ja angeblich so wunderschöne Worte enthielt,
aber mein Entschluss, eine gute Muslima zu sein, und die Tatsache,
dass ich meiner Schwester schwere Vorwürfe gemacht hatte, hinderten
mich, das Buch in meine Hände zu nehmen und zu lesen.
Dann
kamen große Nöte in mein Leben und ich musste mit vielen Alpträumen
leben. Mit der Hilfe meiner Kusine Gül Akyol kam ich nach
Deutschland. Ich hatte in der Türkei am selben Ort wie meine Kusine
gearbeitet und wir kannten uns gegenseitig sehr gut. Auch Gül hatte
Probleme gehabt und war vor etwa vier Jahren nach Deutschland
gereist. Ich selbst bin erst etwa neun Monate
hier.
In Deutschland der entscheidende
Hinweis Während der ersten zwei Monate in Deutschland
wohnte ich bei meiner Kusine. Gleich in den ersten Tagen sah ich in
ihrem Leben große Veränderungen. Ich kannte sie kaum mehr. Ich
konnte die Veränderungen in ihr nicht verstehen oder einordnen. War
wohl die Tatsache, dass einige von Güls Problemen in Deutschland
gelöst worden waren, der Grund für die Veränderungen? Meine Kusine
war vorher leichtsinnig und ausgelassen gewesen, liebte das Geld,
gehörte gerne zur gehobenen Klasse, kleidete sich gut und liebte das
Vergnügen. Aber jetzt sah ich ihre von innen heraus leuchtenden,
lachenden Augen, ich sah Liebe, Barmherzigkeit und
Hilfsbereitschaft. Gül schien alles Interesse für Weltliches
verloren zu haben. Ich wunderte mich sehr, konnte aber zunächst
nicht nach dem Grund für diese Veränderungen fragen. Nach zwei drei
Tagen sagte sie mir, sie sei an Jesus Christus gläubig geworden, und
falls ich wolle, könne ich kleine Broschüren über Jesus lesen. Auf
ihrem Bücherregal sah ich ein Neues Testament. Ich erinnerte mich an
die Worte meiner Schwester. Hier war nun wieder das Buch, das ich
mehrere Jahre lang aus Angst nicht zu lesen gewagt
hatte.
Der Bibel ausgesetzt Plötzlich war
ich sehr lesehungrig. Ich begann mit den Traktaten. Die Worte Gottes
hatten Wirkung. Ich war gespannt, aufgeregt, manchmal zitterte ich
sogar oder hatte Mühe beim Atmen. Ich las das Matthäus-Evangelium.
In Matthäus 13, 13-15 las ich, dass manche Leute Ohren haben und
doch nicht hören und Augen haben und doch nicht sehen. Sie kommen
nicht zur Einsicht und bekehren sich nicht. - Als ich das zu
verstehen suchte, fürchtete ich, ich könnte zu den Uneinsichtigen
gehören, die der Herr Jesus nicht erwählt hat, und ich weinte. Ich
fragte mich: 'Kennt mich der Herr wohl als sein verlorenes Schaf
oder nicht?' Ich las weiter in Matthäus. Vieles verstand ich nicht.
Ich sagte mir, der Herr habe mich wohl nicht erwählt, und weinte
einen ganzen Tag lang. Mit meiner Kusine und ihren Verwandten
besuchte ich türkische Gottesdienste und lernte mehr über Jesus. Ich
fühlte innerlich Hunger und Sehnsucht nach etwas, gleichzeitig
erlebte ich bei der Beschäftigung mit Jesus Freude und inneren
Frieden, die ich nicht beschreiben konnte. Wenn ich mein vergangenes
Leben betrachtete, empfand ich Ekel vor mir, und ich schämte mich
wegen all dem, was ich getan hatte. Ich merkte, dass ich sehr sündig
war. Ich erfuhr, dass Jesus Christus für mich ans Kreuz gehängt und
genagelt wurde. Ich hörte, er sei der Herr, der auf Grund seines
vergossenen Blutes meine Sünden vergeben könne. Ich verstand, dass
wenn ich den Herrn anrufen werde, er mir helfen und mich mit seinem
Blut von meinen Sünden reinigen werde.
Der
entscheidende Schritt Ich las in Matthäus 13, 3-9 vom
vierfältigen Ackerfeld. Ich wünschte mir so sehr, "ein gutes
Ackerfeld" zu sein, auf das Gottes Samen fällt. Ich wollte viel
Segen empfangen und viel Frucht bringen. Ich sprach mit meiner
Kusine über diesen Bibeltext und bat sie um Hilfe bei meiner Umkehr
und Lebensübergabe. Meine Kusine freute sich sehr. Wir beteten
zusammen, und ich glaubte an Jesus Christus. Ich verstand jetzt,
dass all die Veränderungen, die ich bei meiner Kusine beobachtet
hatte, darauf zurück zu führen sind, dass sie Christus kennen
gelernt hat. Durch Jesus Christus ist sie von Neuem geboren worden.
Auf diese Weise ist so zu sagen eine neue Gül zur Welt gekommen. Die
Veränderungen in Gül, und dass sie jetzt dauernd für den Herrn tätig
ist und von ihm gesegnet wird, hat mich sehr bewegt und beeindruckt;
sie ist für meinen eigenen Glauben ein Vorbild. So habe ich gerne
und mit ganzem Willen und ganzem Herzen geglaubt. Jesus Christus
sagt: "Ich bin der Weg, die Wahrheit und das Leben."
Meryem
Demir
|
ONDALIK TANRI VERENİ BEREKETLER (Yazar: İsmail Kulakçıoğlu)
O zaman RAB, İlyas`a şöyle
seslendi:
Buradan ayrıl, doğuya git. Şeria
Irmağı`nın doğusundaki Kerit Vadisi`nde gizlen. Dereden su içeceksin ve buyruk
verdiğim kargaların getirdiklerini
yiyeceksin.”
RAB`bin söylediklerini yapan İlyas,
gidip Şeria Irmağı`nın doğusundaki Kerit Vadisi`ne
yerleşti. Dereden su içiyor, kargaların sabah
akşam getirdiği et ve ekmekle besleniyordu.
Ancak ülkede yağmur yağmadığı için
bir süre sonra dere kurudu. İlyas ve Sarefatlı Dul
Kadın O zaman RAB,
İlyas`a, 'Şimdi kalk git, Sayda
yakınlarındaki Sarefat Kenti`ne yerleş' dedi, “Orada sana yiyecek
sağlaması için dul bir kadına buyruk verdim.”
Sarefat`a giden İlyas kentin kapısına
varınca, orada dul bir kadının odun topladığını gördü. Kadına: “Bana içmek
için biraz su verebilir misin?” dedi.
Kadın su getirmeye giderken İlyas
yine seslendi: “Lütfen bir parça da ekmek
getir.”
Kadın, “Senin Tanrın yaşayan RAB`bin
adıyla ant içerim, hiç ekmeğim yok” diye karşılık verdi, 'Yalnız küpte bir
avuç un, çömleğin dibinde de azıcık yağ var. Görüyorsun, bir iki parça
odun topluyorum. Götürüp oğlumla kendim için bir şeyler hazırlayacağım.
Belki de son yemeğimiz olacak, ölüp
gideceğiz’.
İlyas kadına, “Korkma, git
yiyeceğini hazırla” dedi, “Yalnız önce bana küçük bir pide yapıp getir.
Sonra oğlunla kendin için yaparsın.
İsrail`in Tanrısı RAB diyor ki,
`Toprağa yağmur düşünceye dek küpten un, çömlekten yağ eksilmeyecek
(1.Krallar: 17:2-14).
Sarefatlı dul
kadının sevinerek vermesi için küpler dolusu unu, çömlek çömlek yağı
yoktu. Bir pişirimlik unuyla çömleğin dibinde azıcık yağı vardı; o da
kendisinden isteniyordu. İlyas Peygamber’e acınacak durumunu anlatmaktan
başka çözüm bulamıyordu, elindeki yiyeceklerin, son yiyecekleri olduğunu
anlatmaya çalışıyordu.
Luka 4:25’te İsa Mesih o günleri ‘Bütün ülkede korkunç bir kıtlığın
baş gösterdiği İlyas zamanı...’ diye
tanımlıyor. Demek ki, kıtlığı yaşayanların durumu hiç de iç açıcı değildi.
Kaygının ötesini, ölüm korkusunu yaşamaktaydılar. Dul kadın öleceklerini
söylerken boş konuşmuyordu; belki de açlıktan ölenleri görmüştü,
söyledikleriyle zor durumunu, ölümü beklediğini anlatmaya çalışıyordu.
Sonunda dul kadın,
tüm yoksulluğuna karşın, korkularına bakmak yerine Tanrı’ya bakmayı ve
vermeyi seçti. Tanrı’ya güveni boşa çıkmadı. Rab, onun fiziksel
gereksinimlerini
karşıladı.
‘Kadın gidip
İlyas`ın söylediklerini yaptı. Hep birlikte günlerce yiyip içtiler. RAB`bin İlyas aracılığıyla söylediği
söz uyarınca, küpten un, çömlekten yağ eksilmedi’ (1.Krallar 17: 15 –16).
Tanrı, Kutsal
Kitap’ın birçok yerinde sunu, ondalık, bağış verenlere bereket vaat
etmiştir.
|