Anasayfa, INFO, VideoMesajlar, AudioMesajlar, Fotoğraflar, Tanıklıklar,  Basın,  

Hristiyan inanci,  İlahiler, Şiir Köşesi, İncil Dersleri,  e-Kitaplar, Kadın Köşesi, Kutsal Kitap,  Çocuk Köşesi,

Linkler, Animasyonlar,  Konu  k Defteri,  Forum, Chat, Guestbook-english

KADIN KÖŞESİ 

  

 

 

İNCİL’DE KADININ YERİ VE ROLÜ NEDİR?

Bu konu İncil’de şöyle açıklanır:

‘Çünkü Mesih’e vaftiz olunanlarımızın hepsi Mesih’i giydiniz. Ne Yahudi ne de Yunanlı vardır, ne kul ne de azatlı vardır ne de erkek dişi vardır; çünkü Mesih İsa’da hepiniz birsiniz’
(Galatyalılar 3:27.28).

Tanrı Havva’yı Adem’in kaburga kemiğinden yarattı. Onu erkeğe eş ve yardımcı olsun diye atadı.

‘Ve Rab Allah adamın üzerine derin uyku getirdi ve o uyudu; ve onun kaburga kemiklerinden birini aldı, ve yerini etle kapadı; ve Rab Allah adamdan aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaptı ve onu adama getirdi. Ve adam dedi: Şimdi bu benim kemiklerimden kemik ve etimden ettir; buna Nisa denilecek, çünkü o insandan alındı’
(Yaratılış 2:21-23).

Tanrı onlara evliliği önerdi. İnsanın karı-koca ilişkisinde beraberce yaşamasını saptadı.

‘Bunun için insan anasını ve babasını bırakacak ve karısına yapışacaktır ve bir beden olacaklardır’
(Yaratılış 2:24).

Kutsal İncil Kitabı’nda karı koca ilişkisiyle ilgili her iki tarafa da şu öğüt verilir:

‘Ey kadınlar, kocalarınıza Rabbe tabi olur gibi tabi olun. Çünkü bedenin kurtarıcısı Mesih kilisenin başı olduğu gibi, erkek de kadının başıdır. Fakat kilise Mesih’e tabi olduğu gibi, kadınlarda böylece her şeyde kocalarına tabi olsunlar. Ey kocalar, Mesih kiliseyi su yıkaması ile kelamla temizleyerek takdis etsin diye, leke yahut buruşuk, yahut bu gibi şeylerden biri olmıyarak, onu bizzat kendine izzetli olarak arzetsin, mukaddes ve lekesiz olsun diye, onun uğruna kendisini teslim edip kiliseyi sevdiği gibi karılarınızı sevin. Böylece kocalar kendi karılarını kendi bedenleri gibi sevmeğe borçludurlar. Kendi karısını seven kendisini sever’
(Efesoslular 5:22-28).

‘ Ey kocalar, siz aynı suretle daha zayıf kaba ve hayat inayetinin hemvarislerine hürmet eder gibi, kadına hürmet ederek karılaıınızla beraber akıl dairesinde oturun, ta ki dualarınıza mani olmasın’
(1.Petros 3:7).

Kuşkusuz koca ailenin başkanıdır. Manevi sorumluluklar taşır. Evli kadın kocasına bağlıdır, çünkü erkekten daha zayıftır. Ama bu, kadını baskı altında bulundurmak ya da fikir sömürüsüne sokmak demek değildir. Tam tersine koca, sevgi ve koruyuş sorumluluğu taşımaya yükümlüdür. Kocanın karısını tartaklaması sağduyunun kavrayamıyacağı ilkel bir düşüklük ve kötülüktür. Böyle birisi Tanrı’ya nasıl dua edebilir? Çok evlilik (poligami) sorununa gelince, Tanrı düzeninde bu tür davranış yoktur. Bu kadını erkeğin elinde bir zevk olma aracı yapar.
Düpedüz bir zulümdür bu. Tanrı atalarımızı bunun için yaratmadı. Kadın erkeğin ekin tarlası değildir, erkek ona dilediği gibi davranamaz. Tanrı kadını ikinci sınıf bir yaratık yapıp onu erkeğin keyfine bırakmadı. Kadın da erkek benzerliğinde yaratılmış onurlu bir varlıktır. Karı – koca ilişkisinde İncil şöyle öğretir.

‘Fakat zinalardan dolayı herkesin kendi karısı olsun ve her kadının kendi kocası olsun. Koca karısına ve böylece de karı kocasına hakkını eda etsin. Kendi bedeni üzerine karının değil, ancak kocasının hakimiyeti vardır; ve böylece de kendi bedeni üzerine kocanın değil, ancak karısının hakimiyeti vardır. Birbirinizi mahrum etmeyin, meğer ki dua ile meşgul olmanız için iki tarafın rızasıyla muvakkaten olsun ve tekrar birleşin, ta ki imsaksizliğinizden dolayı Şeytan sizi igva etmesin. Fakat emir olarak değil, müsaade olarak bunu diyorum. Lakin bütün insanların benim kendim gibi olmalarını istiyorum; fakat kimi böyle, kimi şöyle, herkesin Allah’tan kendi mevhibesi vardır(1.Korintliler 7:2-7).

Evlilikte önemli yer tutan ilişki sorunun açıklanışı böyledir. Karı-koca arasında tam eşitlik ve karşılıklı hak tanıma evlilikte temel mutluluktur.Biri öbürünün hakkını çiğneyince kargaşalık doğar.

Bir kadının, hatta erkeğin evlenmeyip ahlaklı yaşam sürmesi, Tanrı’ya ve topluma bu yolda yararlı olması olanaksız değildir. Bazı toplumlarda kadının davranışlarını gözlemek, yalnız kocanın değil tüm çevrenin görevi olmuştur.
Bu tutum kadını yıpratır, moralini bozar. Kadını toplum işlemlerinden yetersiz, ya da yararsız saymak, onu hor görmek, dövmeyi yiğitlik saymak, eşit davranışı yadırgamak, kız çocuklarını okuyup yazmaktan yoksun bırakmak, Tanrı’nın düzenine direniştir.

Kadını ezmeyi ve yermeyi öngören tutum İncil yasası dışında kalır. Bu nedenlerle kadın, bugün kadın hakları sorunu yeryüzünde en önemli bir dava olmuştur. Nice kuşaklar buna önayak olmaktadır. Kadın haklarını ilk kez İsa Mesih belirtmiştir. Öğrencileri arasında birçok kadın vardı. Birinci yüzyılda kilise kurulunca, kadına önemli görevler verildi. İsa, kadınla erkeği eşit tuttu ve hiçbir ayırım gözetmedi. Kadını erkeğin keyfin, baskısına ve adaletsizliğine uyruk yapmak ruhsal anlayışın kıt oluşunu belirtir. Kadına baskı yapmak, yaratıcısına karşı çıkmak demektir. Kadına gereken ve yaraşan yeri tanımayan insan, uygarlıktan, gelişmekten söz edemez.

Bazıları, kadının kolaylıkla ahlaksızlığa düşebileceğini ve bu yüzden gözaltında tutulmaları gerektiğini öne sürebilirler. Fakat Mesih’in öğretişlerinde çift ahlak kuralına yer yoktur. İki kişi ahlaksızlığa sürüklenince bundan hem erkek hem de kadın, eşit oranda sorumludur. Kadının ahlaksızlığa düşeceği korkusu ile onu kafes arkasına kapatmak mantığına uyulunca, kolaylıkla ahlaksızlığa sürüklenebilen erkeğin de çevrelenmesi neden gerekli sayılmasın? O, ne tür Tanrı olmalı ki, kutsal yasası kadını baskı altında tutsun, erkeği ise büsbütün serbest bıraksın! Tanrı, çelişkiler dünyasında iş görmez.

Allah hem sevgidir, hem de Hak’tır. Hem erkeğin, hem de kadının günahlılığını bilir. Bu nedenle her ikisi için de bir kurtarıcı atadı. İncil’de, zina kadın için büyük bir suç olduğu kadar, erkek için de büyük bir suçtur. İsa Mesih, zina nedeni dışında ne erkeğe ne de kadına boşanmak izni veriyor.

Kadının erkekle eşit haklara sahip olduğu belirtilirken, bu haktan yararlanan yalnız kadın değil, ama erkektir de aynı zamanda. Eşini saygılı ve değerli bir yaşam arkadaşı olarak yükselten erkek, kendi durumunu ve sosyal düzeyini yükseltir. İsa Mesih şöyle der:

‘Çünkü ne hükümle hükmederseniz, onunla hükmolunacaksınız; ölçtüğünüz ölçü ile de size ölçülecektir’(Matta 7:2-12).

‘Komşunu kendin gibi seveceksin’
(Matta 22:39).

Tanrı, kadını ve erkeği aynı özden yarattı. Onları tek vücut olarak evlilikte birleştirdi. İki kişinin tek vücut olması tanrısal bir sırdır. Hiçbir erkek kendi bedeninin üyelerine işkence uygulamayacağı gibi, Tanrı’yı hoşnut etmeyi öngören erkek de karısına ikinci sınıf yaratık gibi davranamaz. Onu ruh, beden ya da moral açılarından işkence etmez. Tam tersine, kadına daha zayıf bir varlık olduğu için daha değer verir ve onu korur.
     -----------------

KADIN ve ERKEK RAKİP DEĞİLDİRLER:

*** "
insan anasını babasını bırakacak ve karısına yapışacaktır ve BİR BEDEN OLACAKLARDIR" (Tevrat)

*** ‘
Artık Mesih İsa’ da hepiniz BİR olduğunuzdan, aranızda Yahudi ve Yunanlı, Köle ve özgür, ERKEK ve KADIN AYRIMI YOKTUR’ (incil)

*** ‘
Efendimizin düzenlemesinde kadın erkek olmadan, erkek de kadın olmadan var olmaz. Çünkü Kadın erkekten olduğu gibi, Erkek de kadın aracılığıyladır; fakat her şey Tanrı’dandır’ (incil)



· KOCA KARISINA NASIL DAVRANMALI:

*** ‘
Kocalar karılarını her zaman Kendi bedenleri gibi sevmelidirler. Karısını seven kendisini sever’ (incil)

*** ‘
Ey kocalar, siz de onlarla beraber,bilgiye dayanan bir hayat sürün. Aynı yaşam armağanının mirasçıları olduğunuzdan, DAHA NARİN BİR KAP GİBİ OLAN KADINA değer verin ki, dualarınız bir engelle karşılaşmasın.’ (incil)



· CİNSELLİK:

*** ‘
Erkek karısına hakkı olanı versin, kadın da kocasına aynı şekilde davransın. Kadının bedeni üzerinde kendisinin değil, KOCASININ yetkisi vardır; yine aynı şekilde erkeğin bedeni üzerinde kendisinin değil, KARISININ yetkisi vardır(incil)



AYETLERDEN DE AÇIKÇA GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ, FARKLI ROLLERİ OLSA DA, BİRİ DİĞERİNDEN ÜSTÜN DEGİL, KADINLAR VE ERKEKLER , ‘BİRBİRLERİNİ TAMAMLAYAN’ VARLIKLARDIR!

 

 

 

İsa Mesih kadın haklarının savunucusudur

 (yazan : Marlyn Adamson)

 



Feministler çoğunlukla kadınlara karşı davranışlardaki kusurlar konusunda çeşitli dinleri tenkit ederler. Kesinlikle de haklıdırlar. Kadınların din kullanılarak kötü muameleye tabi olması hem Amerika Birleşik Devletler'in de hem de bütün ülkelerde yaygın görülen bir durumdur. Bir çok feministin bilmediği bir şey varsa o da İsa Mesih'in feministlerin en büyük destekçisi olduğudur.

İsa Mesih'in yaşadığı Ortadoğu kültürüne bakalım. Yahudi hahamlarının kapılarında şu ibareye sık sık rastlanırdı: "Tanrım beni kadın yaratmadığın için sana şükürler olsun." Kadınlar din yaşamından uzaklaştırıldıkları gibi Tevrat'ı nadiren ve gizli şekilde öğreniyorlardı. İsa Mesih ise birçok kadını halkın gözü önünde öğrenci olarak yetiştirdi, ki bu durum Yahudi din adamlarını çileden çıkarttı. Kadınlardan ve erkeklerden oluşan kalabalıklara ve öğretişlerde bulundu, mucizeler sergilerdi, hastaları iyileştirdi.

İsa Mesih, onların cinsel ayrımcı sosyal yasalarına meydan okudu. O zamanlarda bir yasa, herhangi bir sebepten dolayı karısını boşaması için bir kocaya izin veriyordu; örneğin, geç hazırlanan yemek. Bu yasanın kadınlara getirdiği zalimliği ve emniyetsizliği bir hayal edin. Ve takibi tahmin edebileceğiniz gibi bir kadın asla onun kocasını boşayamazdı. İsa Mesih, hem erkeğin hem kadının diğerini boşama hakkı olduğunu ancak boşanmanın sadece zina durumunda meşru olduğunu çünkü Tanrı'nın evlilik anlayışında boşanma kesinlikle olmadığını öğretti.

O devirde (ve günümüzde hala daha bazı ülkelerde) zina yaparken yakalanan bir kadın, taşlanarak öldürülürdü. Erkeğe ise hiçbir ceza verilmezdi. İsa Mesih'in kadınlara saygıyla davrandığını bilen Yahudi din adamları O'nu bu konuda sınamak istediler. "Din bilginleri ve Ferisiler, zina ederken yakalanmış bir kadın getirdiler. Kadını orta yere çıkararak İsa'ya, «Öğretmen, bu kadın tam zina ederken yakalandı» dediler. «Musa, Yasa'da bize böyle kadınların taşlanmasını buyurdu, sen ne dersin?» Bunları İsa'yı sınamak amacıyla söylüyorlardı; O'nu suçlayabilmek için bir neden arıyorlardı.İsa eğilmiş, parmağıyla toprağa yazı yazıyordu.

Durmadan aynı soruyu sormaları üzerine doğruldu ve,

'Günahsız olan, ona ilk taşı atsın!» dedi. Sonra yine eğildi, toprağa yazmaya koyuldu. Bunu işittikleri zaman, başta yaşlılar olmak üzere, birer birer dışarı çıkıp İsa'yı yalnız bıraktılar. Kadın ise orta yerde duruyordu. İsa doğrulup ona, «Kadın, nerede onlar? Hiçbiri seni yargılamadı mı?» diye sordu. Kadın, «Hiçbiri, efendim» dedi. İsa, «Ben de seni yargılamıyorum' dedi. «Git, artık bundan sonra günah işleme!' (Yuhanna 8: 3-11).

Yahudi din adamları bu olayda İsa Mesih'i tuzağa düşüreceklerini sanmışlardı. Eğer kadını serbest bıraksaydı o zaman Yasa'ya karşı gelmiş olacaktı, eğer kadını taşlasaydı merhamet ve kadınlar hakkında yaptığı konuşmalar ile çelişecekti. Ancak İsa'nın sözleri ve varlığı grubun susup tek tek uzaklaşmasına sebep oldu, İsa arkasından sadece Tanrı'nın sahip olduğu bir yetkiyle kadını bağışladı.


Yazar Philip Yancey şu yorumu yapmıştır: "Kadınların ve diğer mazlumların durumu hakkındaki o devrin genel yargıları ve görüşleri İsa Mesih tarafından baş aşağı edilmiştir. Kutsal Kitap alimi Walter Wink'e göre: "İsa Mesih, İncil'de aktarılan kadınlar ile olan bütün münasebetlerinde o zamanın bütün değer yargılarını çiğnemiştir."

İsa Mesih haç üzerinde can verirken bir çok öğrencisinin kaçmış olması, ancak birkaç kadının O'nun başında beklemiş olması bu durumu daha iyi açıklayan bir örnek değil midir? İsa Mesih ölümden dirildikten sonra ilk olarak kadınlara gözükmüştür. Bu dikkate değer bir durumdur.

İsa Mesih'in ölümden dirilmesi, O'nun Tanrı olduğuna dair iddialarının kanıtı olmuştur. Kadınların, o kültürde statülerinin düşük olmasına, dini veya sosyal söz haklarının olmamasına rağmen İsa Mesih, diğerlerine O'nun ölümden dirilmesi bilgisinin iletilmesi rolünü kadınlara verdi. Niçin? Belli ki İsa Mesih, hem kadınların hem erkeklerin günahları için ölmüş olduğu gerçeğini vurgulamak istedi. Belki İsa Mesih, hem kadınların hem erkeklerin tamamen bağışlanmaları için geldiğini ve onları yönlendireceğini, sonsuz hayat ve huzur vereceğini göstermek istedi.


(Kutsal Kitap Org'dan alıntı)

 

+++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++

 

TANRI VE KADIN
(Orhan Ant- Pastör)

 


Üçüncü sayfa haberlerini okumak bana zor gelir. İnsanın insana yaptığı zulmün haberidir onlar. Ölüm, cinayet, kazalar, dövülmeler, yaralanmalar, gasplar, hırsızlıklar. Dünyada aklınıza gelebilecek hatta gelmeyecek bir çok kötülüğün var olduğunun ispatıdır üçüncü sayfa haberleri. Kadınların gördüğü işkenceyi de işte bu üçüncü sayfa haberlerinden anlayabilirsiniz. Erkek doğuramadığı için kocasının sıcak su döküp yaktığı bir kadın, bir başka gün namusundan sadece şüphelendikleri için taşlanarak öldürülen bir kadıncağız daha ve dayak yiyen yüzlerce kadın. Haklı ya da haksız sebeplerden şiddet görmüş kadınlar. Dövülmeleri için küçük bir sebep yeter. Çünkü erkeğin onun üzerinde yetkisi vardır.
Döver de sever de....

Peki bu kadar kadın hakları var da bu kadınların hakkı neden yok?

Aslında bu gerçek sadece erkeğin kadına uyguladığı şiddet değildir. İnsanın güçlü olanın zayıfı ezmeye meyilli olan günahlı tarafının bir göstergesidir. Büyük kardeş küçüğünü ezer, anne baba çocuklarını ezer, patron işçiyi, erkek kadını ezer.

Eğer kadın erkekten daha güçlü olaydı (hem maddi hem de fiziksel bakımdan) ben eminim ki kadınlar da erkekleri dövebilir, baskı altında tutabilirdi. Ve bazen bunun örneklerini çok ender de olsa görebiliyoruz.

Bu sorun sadece erkek kadın değil insan olmanın getirdiği bir sorundur. Sorunun çaresi var mıdır? Bu güne kadar yapılanlar bu baskıların ya da eşitsizliğin sonunu getirmiş midir? Cevap Hayırdır. Peki ezilenlerin hakkını kim savunacak kim bizi anlayacak şefkat gösterecek, eşimizi ya da babamızı ağabeyimizi ya da patronumuzun fikrini değiştirecek?

Bu böyle mi gelmiş böyle mi gidecek?

Toplumlara baktığımızda özellikle kadınlara yapılan istismarın kaynağını “din” olarak görebiliriz. Bu din sadece ilahi dinler değil, çok tanrılı dinlerde kadını istismar etmiş yanlış amaçlar için kullanmıştır. Kadın şunu yapmaz, böyle yürümez bunu giymez, onu takmaz... Böyle kuralların amacı nedir ya da bu kurallar sadece kadın için midir? İnançların getirdiği düzeni güçlü taraf ne yazık ki zayıf tarafı ezmek için bir araç olarak kullanma fırsatını kaçırmamış.

Tanrı gerçekten böyle mi istiyor? Güçlünün zayıfı ezdiği hor gördüğü bir dünya mı Tanrı’nın arzuladığı? Hatta en sonunda şöyle bile düşünebilirsiniz; Tanrı beni düşünüyor mu? Bana değer veriyor mu? Kadınların Tanrı’nın gözünde bir değeri var mı?

İnsanların yaptıklarıyla Tanrı’yı değerlendirmek yanlıştır. İnsan günahı Tanrı’nın iyiliğini ve kutsallığını göstermez.
Tanrı bizi seviyor. İnsanlar her ne kadar O’nun sözlerini her devirde suistimal etseler de O yine de bizi seviyor.

Ne yazık ki insan elinde bulundurduğu gücü kendi çıkarı için kullanmaya bayılır. Özellikle de insanın ruhsal inançlarını töre ve gelenek haline getirip baskı aracı yapmışlardır.
Ya da insanları bedensel olarak kötü şekillerde kullanmışlardır. Örneğin siyah derili insanları Tanrı’nın onlara bu hakkı verdiğini söyleyerek yüzlerce yıl köle olarak kullanmışlardır. Ya da başka bir putperest inançta kadınları tapınaklarda fahişe olarak kullanmaktan çekinmemişlerdir. Tarih sayfalarında bu tür şeylere her satırda rastlayabilirsiniz.

Yukarıda Tanrı’nın bize olan sevgisinden kısa da olsa bahsettik. Acı içindeki, haksızlığa uğramış bir kişi için sevgiden bahsetmek biraz acı veriyor. Çünkü acı çektikçe Tanrı’nın varlığından ya şüphe duyuyor ya da O’na daha çok bağlanıyor.

Bizim için Tanrı’nın Sözü olan ve Tanrı’yı tek gerçekten tanıyabileceğimiz kaynak olan Kutsal Kitap’tan biraz biz kadınlar hakkında ne söyleniyor bakmak istiyorum. Eski Antlaşma dediğimiz Tevrat ve Zebur’dan incelemeye başlayalım. Daha sonra İncil’den İsa Mesih’in sözlerine ve İncil’in kadınlar için düşüncelerine bakacağız.

TANRI'NIN BENZEYİŞİNDE YARATILAN KADIN

Tanrı'nın Sözü olan Kutsal Kitap belirli bir düzen içinde yazılmıştır. Tam başlangıçtan sonra kadar bize insanlık ve Tanrı'nın insan için planının tarihini anlatır. Şöyle başlar “Başlangıçta Tanrı Gökleri ve yeri yarattı” Yaratılış 1:1

Bunun devamında Tanrı'nın dünyayı ve insanı yaratışı anlatılır. Şaşırtıcı olan şey Tanrı'nın insanı yaratırken onu kendi benzeyişinde yaratmasıdır. Bu benzeyiş sadece Adem için geçerli değildir. Kadında Tanrı'nın benzeyişinde yaratılmıştır.

Tanrı dünyayı ve sonra Adem’i yaratır

“Tanrı. ‘İnsanı kendi suretimizde kendimize benzer yaratalım’ dedi.... Tanrı insanı kendi suretinde yarattı.Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu. İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı.” Yaratılış 1:26,27

Ayetlerde de gördüğümüz gibi Tanrı insanları kendi suretinde yarattı.
Suretinde ne demektir? Yani kendi benzeyişinde yaratmıştır. İçimizde Tanrı’dan bir parça vardır. İnsan yaratılırken Adem önce kadın sonra yaratılmıştır bu doğrudur. Ancak Tanrı'nın benzeyişinde yaratılmış olmamız eşittir. Tanrı'nın gözünde bu yüzden hepimiz değerliyiz.

İnsanın yaratılışının ayrıntılarını daha sonraki ayetlerde okuyoruz

“Rab Tanrı Adem’i topraktan yarattı ve burnuna yaşam soluğun üfledi.
Böylece Adem yaşayan bir varlık oldu.”

“Sonra ‘Adem’in yalnız olması iyi değil” dedi. ‘Ona uygun bir yardımcı yaratacağım” (yardımcı sözcüğünü sonrada açıklayacağım) “Rab Tanrı Adem’e derin bir uyku verdi. Adem uyurken Rab Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı. Adem’den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Adem’e getirdi. Adem, “işte bu benim kemiklerimden alınmış kemik, Etimden alınmış ettir” dedi. Ona “Kadın” denilecek, Çünkü o adamdan alındı. Bu nedenle adam annesini babasını bırakıp karısına bağlanacak.
İkisi tek beden olacak.” Yaratılış 2:18, 21-24

Bazen kişiler bir kaburga kemiğinden bir insan yaratma fikrini kabul edemeyerek bu ayetleri hor görüyorlar. Eğer bir hiçten Tanrı dünyayı ve her şeyi yaratmışsa bir kaburga kemiğinden bir kadın yaratması zor olmasa gerek.

Tanrı kadını erkeğin bir parçasından yarattı, Tabii ki Tanrı'nın gözünde insan iki kişi değildir. Bir bütünün iki parçasıdır. İnsan sadece kadın ya da erkek değildir. İnsan eşittir erkek ve kadındır. Yaratılışta mükemmel olan kadın ve erkek beraberliğini Tanrı her zaman arzulamaktadır.

“Çünkü kadın erkekten yaratıldığı gibi erkekte kadından doğar.” İncil 1. Korintliler 11:12

Bu “yardımcı” sözcüğüne biraz yer ayırmak istiyorum. Çünkü bu sayede kadının Tanrı’da gerçek yaratılış amacını biraz olsun anlayabiliriz. Yardımcı sözcüğü Kutsal Kitap’ın yazıldığı dil olan İbranice’de “ezer” sözcüğüdür. Bu ayette “yardımcı yaratacağım” ifadesi ile “bir ezer yaratacağımı kasteder. “Ezer” kelimesinin Kutsal Kitap’ta diğer kullanılış yerlerine bakarsak tam olarak Tanrı'nın ne demek istediğini anlayabiliriz.

“Babamın Tanrısı bana yardım etti....” Mısırdan Çıkış 18:4

“Yardım göndersin sana kutsal yerden” Mezmurlar 20:2

Umudumuz Rab’dedir, Yardımcımız kalkanımız O’dur. Mezmur 33:20

“Gözlerimi dağlara kaldırıyorum Nerden yardım gelecek” Mezmur 121:1

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. (kitapçığın sonunda “ezer sözcüğünün kullanıldığı yerlerin bir listesini bulabilirsiniz) Dikkat ederseniz hep Tanrı'nın yardımı konusunda kullanılmış bir ifadedir. Tanrı kadını yaratırken yardımcı sözcüğü ile erkeğe güç veren her konuda onu destekleyen güç anlarında ona yardım eden bir yardımcı olmasını istedi. Ona kendi insanlara nasıl yardım ediyorsa kadının da erkeğe öyle yardım etmesini istedi. O erkeğe bir yardımcı yarattı köle değil.

Burada kadına düşen sorumlulukta büyüktür. Saygı ve sevgiyle erkeği destek olmakla vazifelendirilmiştir. Mükemmel olan yaratılışın kadın ve erkek için olan planı buydu. .

Kadın Tanrı’nın gözünde değerlidir. Çünkü onu erkek gibi kendi benzeyişinde yarattı. Ona canı ve ruhu veren Tanrı’dır. Kadının değeri kendi yaratanının değerinden gelmektedir. Günümüz dünyası ne yazık ki bu değerin çok uzağındadır.

Peki bu kadar güzel bir yaratılış ne oldu da bozuldu. Bu günkü yozlaşmış dünyanın ortasında yukarıda yazılanlar hayal gibi gelmektedir.

Bozulmanın nedenini Kutsal Kitap tek bir kelime ile açıklar “günah”. Adem ve Havva’nın günah düşme hikayesinin herhalde şu ya da bu şekilde duymuşsunuzudur. Bu olayın gerçeğinin ayrıntılarını Kutsal Kitap’ın Yaratılış bölümünde okuyabilirsiniz. İşte mükemmel yaratılışın günümüzde devam etmemesinin sebebi. Günah, Ve güçlü olan zayıf tarafı ezmeye başlar. Tanrı'nın tasarısının yani kadınla erkeğin birbiri içindeki uyumu bütün her şey gibi yıkılmaya başladı. Bu gün de onun sonuçlarını görüyoruz. Değersizlik saygısızlık ve hoşgörüsüzlük erkek ve kadın ilişkilerine damgasını vurmuştur.

Kutsal Kitap’ın Eski Antlaşma bölümü olan Tevrat’ta ilerlemeye devam ettiğimizde Tanrı'nın kadına kaybolan saygısını geri vermek için pek çok kural koyduğunu okuruz.

İncil’de İsa Mesih’in kadına nasıl bir değer verdiğini okuyabiliriz;

“İsa Zeytin Dağına gitti. Ertesi sabah erkenden yine tapınağa döndü. Bütün halk O’nun yanına geliyordu.
O da oturup onlara öğretmeye başladı. Din bilginleri ve Ferisiler zina ederken yakalanmış bir kadın getirdiler. Kadını orta yere çıkararak İsa’ya “Öğretmen bu kadın tam zina ederken yakalandı” dediler. “Musa Yasa’da bize böyle kadınların taşlanmasını buyurdu, sen ne dersin.?” Bunların İsa’yı denemek amacıyla söylüyorlardı. O’nu suçlayabilmek için bir neden arıyorlardı.

İsa eğilmiş parmağıyla toprağa yazı yazıyordu. Durmadan aynı soruyu sormaları üzerine doğruldu ve “İçinizde kim günahsızsa ilk taşı o atsın” dedi.

Sonra yine eğildi toprağa yazmaya başladı. Bunu işittikleri zaman başta yaşlılar olmak üzere birer birer dışarı çıkıp İsa’yı yalnız bıraktılar. Kadın ise orta yerde duruyordu. İsa doğrulup ona “Kadın nerede onlar? Hiçbiri seni yargılamadı mı? Diye sordu. Kadın “Hiçbiri efendim.” Dedi. İsa “Ben de seni yargılamıyorum” dedi. “Git artık bir daha günah işleme” Yuhanna 8:1-11

Bu İncil’in en çok bilinen pasajlarından biridir. Günahsız olan ilk taşı atsın sözü ünlüdür. Ancak bu olayın daha derinlerinden büyük gerçekler yatmaktadır.

İsa Mesih’i neden sınamak istiyorlardı? Çünkü Kutsal Yasa’nın söylediklerini başka bir bakış açısıyla insanlara açıklıyordu. Bu yüzden Kutsal yasa’ya göre en ciddi ve ölüm cezası gerektiren bir suçla karşısına gelerek ne yapacağını görmek istediler. Zina Tanrı'nın gözünde çok çirkin bir şey idi. Çünkü böylece Tanrı'nın yaratmış olduğu bedeni ve ruhu kirletiyordunuz. Tanrı'nın büyük saygı duyduğu evlilik kuruman karşı işlenmiş büyük bir suçtu aynı zamanda zina.

Bu kadın bu işi pek çok defalarca yapmış bir kadındı. Para ile bedenini pazarlıyordu. Aslında herhalde zina ederken pek çok kere yakalama fırsatları vardı. Ancak bu fırsatı şimdi kullanmak istediler. “Kutsal Yasa’ya göre bu kadının taşlanması gerekir” diyen Ferisi yani din bilgini bu konuda bütün gerçeği söylüyor muydu? Kutsal Yasa’daki bu ayete bir bakalım

“Biri başka birinin karısıyla, yani komşusunun karısıyla zina ederse hem kendisi hem de zina ettiği kadın kesinlikle öldürülecektir' (Levililer 20:10)

“Eğer bir adam başka birinin karısıyla yatarken yakalanırsa hem kadınla yatan adam hem kadın ikisi de öldürülecek.” Yasa’nın Tekrarı 22:22

Ferisinin bahsettiği ayetler yukarıdadır. Ancak görüldüğü gibi Din Bilgini gerçekten doru söylüyordu kadın öldürülecekti ama eksik bir şey var.. Erkekte öldürülecekti peki bu olayda erkek nerede? Her şeyde olduğu gibi insan kendi yetkisini güçlü olandan yana kullanarak hiçbir dayanağı olmayan bir kadını ortaya sermiş ,kendi hemcinsini kurtarmıştı.

Ama İsa Mesih bunun böyle olduğunu biliyordu ve gerçeği onlara kendi merhametli üslubuyla açıkladı. Normal erdemli namuslu kadınları bile hor gören bir erkek egemen toplumda İsa Mesih böyle bir günahkar kadının saygısını yeniden kazandırıyordu. Erkeklere seslendi “Günahsız olan ilk taşı atsın” herkes kendi vicdanıyla baş başa kaldı. Dağıldılar. Kadın, İsa Mesih’in önünde duruyordu. İsa Mesih o anda Sevgi ve Merhamet yasasını yürürlüğe koydu “Ben de seni yargılamıyorum”

Bu olay İsa Mesih’in kadınlara olan bakış açısını bira olsun gösterebilir. İncil’in başlangıcından beri İsa Mesih’in izleyicilerinin arasında Kadınlarda bulunuyordu. İsa Mesih’i doğuran bir kadındı.

Kadın Tanrı’nın gözünde değerlidir. Yetki elinde bulunduran için büyük bir sorumluluktur. Tanrı’nın güzündeki değerini bilen bir kadın için hayata bakış açısı değişir. Çünkü artık onu seven ve değer veren biri vardır. Yetkiyi kötüye kullanmaya meyilli pek çok insan olsada etrafımızda bizim için yetkisini sevgiyle kullanan biri var. Bunun değerini bilmeliyiz.

İncilde Tanrı’nın kadına bu yeni düzende verilen değer özetlenmiştir.

“Artık ne Yahudi ne Grek, ne köle ne özgür, ne erkek ne dişi ayrımı var. Hepiniz Mesih İsa'da birsiniz"( Gal.3: 28)-

Sorun sadece kadının erkek ya da toplum tarafından hak ettiği değeri alması değildir.

Hiç kimse bize önem vermiyorsa bile biri bizi önemsiyor ve seviyor. Bu kişi Tanrı’dır. Tanrı’nın kendisi bizi seviyor ve değer veriyor.

O’na iman ettiğimizde bir gün Tanrı’nın Egemenliğinde özlediğimiz sevgiyi ve saygıyı alacağız. O’na inanan ve seven herkes o gün hak ettiği karşılığı alacaktır.

+++++++++++++++++++++++++++++++++++++

 

ATATÜRK VE KADIN

 

 

"Dünyada hiçbir milletin kadını, ben Anadolu kadınından fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte, Anadolu kadını kadar emek verdim diymez. Erkeklerden kurduğumuz ordumuzun hayat kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir. Çift süren, tarlayı eken, kağnısı ve kucağındaki yavrusu ile yağmur demeyip, kış demeyip cephenin ihtiyaçlarını taşıyan hep onlar, hep o yüce, o fedakar, o ilahi Anadolu kadını olmuştur. Bundan ötürü hepimiz bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı, şükranla ve minnetle sonsuza kadar aziz ve kutsal bilelim."

30 Mart 1923 Vakit Gazetesi...

 

ELÇİ PAVLUS VE KADIN

İncil’de İsa Mesih’in kadına verdiği değer herkesçe bilinmektedir. Bu gün bazı eleştiriler kadına bu değerin Pavlus tarafından verilmediği yönündedir. Pavlus mektuplarında kadınlar hakkında yazdığı zaman Yahudi geleneğinin sert şeriatçı ve yine kadını ikinci sınıf gören bir tavır sergilediği iddia edilmektedir.

Ancak Elçi Pavlus’un yazılarını incelediğimizde bu eleştirinin ne kadar haksız olduğunu görebiliriz.

Pavlus’un mektuplarından kadınlar hakkında yazılan bazı ayetleri ele alarak bunu inceleyelim;

Romalılar 16:1-2 “Kenhere'deki kilisenin görevlisi olan kız kardeşimiz Fibi'yi size salıkveririm. Kutsallara yaraşır biçimde onu Rab'bin adına kabul edin. Herhangi bir ihtiyacı olursa, kendisine yardım edin. Çünkü o, ben dahil, birçoklarına destek sağlamıştır.”

Fibi, Pavlus tarafından Roma’daki imalılar topluluğuna salık veriliyor. Bu resmi bir tavsiye ve Fibi’nin işinin onaylanmasıdır. (2. Korintliler 3:1-2 ile karşılaştırın). O imanda bir kızkardeştir ve “deacones” ya da “minister” (yani görevli) resmi unvanına sahiptir. Bu sözcük Pavlus’un kendisinden Apollos’tan (1.Kor. 3:5), Tihikus’tan (Efes. 6:21- Kol. 4:7) ve Timoteos’tan (1.Tim. 4:6) söz ederken kullandığı sözcüklerle aynıdır. Bir “diyakon” Ruh’a dayalı Yeni Antlaşma’nın hizmetkârıdır. (2.Kor. 3:6). Pavlus, Tanrı'nın lütfuyla müjdeyi yaymakla görevlendirilmişti, sözcüğün orijinal anlamıyla “diyakon” olmuştur. (Efes 3:7). Klasik Yunanca’da “diyakon” garson anlamına geliyordu. Pavlus diyakonları Tanrı Sözünün hizmetkarları, müjdeden sorumlu kişiler olarak görür. Görevleri fiziksel gereksinimleri karşılamak idiyse de bunlar ruhsal gereksinimlerden ayrılmazlardı. (Elç İş. 6:7’de İstefan hem yiyecek dağıtır hem de vaaz ederdi).

O zaman Fibi kabul edilmeli ve Rab’de onurlandırılmalıdır. Ağırlanılmalı ve, işlerinde yardım edilmelidir. Zaten Pavlus dahil bir çoklarına hizmet ettiği için salık verilmiştir.

Bu önemli bölümden şu noktalar ortaya çıkmaktadır; İlkin Fibi, Kenhere’deki toplulukta görevli birisidir. İkincisi Romadakiler onu onurlandırmalı ve yardım etmelidir. Üçüncü olarak, sonuçlarıyla tanınan bir görevi vardır. Bu Tanrı'nın çağrısı ve onun üzerindeki bereketinin açık bir işaretidir. Dördüncü olarak onun görevi öylesine değerlidir ki kendi topluluğunun dışına da taşmıştır. Romadakilere yardım etmesi beklenmektedir. Beşincisi Pavlus’a da fiziksel ve ruhsal yardımda bulunmuştur. Onun adına bu mektubu Roma’ya götürenin Fibi olması olasıdır.

Romalılar 16: 3-5 “Mesih İsa yolunda emektaşlarım olan Priska ve Akvila'ya selam edin. Onlar benim uğruma yaşamlarını tehlikeye attılar. Yalnız ben değil, öteki ulusların* bütün kiliseleri de onlara minnettardır. Onların evindeki inanlılar topluluğuna da selam söyleyin. Asya İli'nden Mesih'e ilk iman eden sevgili kardeşim Epenetus'a selam edin.”

Pavlus veda selamlarına ona işinde önemli bir yardımda bulunmuş olan bir çifti ayırarak başlıyor. (1. Kor. 16:19- Elç.iş. 18:2,18) İlk önce kadın olan Piriska’ya sesleniyor. Ayrıca onu ve kocasını emektaşlarım diye niteliyor ki bu terim Pavlus, Apollos (1. Kor. 3:9) Evodiya, Sintiya ve Klement (Fil. 4:2-3) için de kullanılır.

Pavlus için canlarını tehlikeye atan Priska ve Akvila diğer ulusların toplulukları arasında tanınırlar ve kendi topluluklarında da görevlidirler.
Pavlus ikisini de salık veriyor.

Hiçbir yerde Priska’nın Akvila’dan görev yönünden aşağıda olduğunda söz edilmez. Tersine eşitlik belirten emektaş sözcüğü kullanılıyor.

Romalılar 16:6

Sizin için çok çalışmış olan Meryem'e selam söyleyin.

Pavlus Romalılar arasında sıkı çalışan Meryem’e işaret ediyor. Aynı fiil elçi tarafından müjde işinde çalıma olarak başka yerlerde de kullanılır. 16:12’de aynısı Persis adlı bir kadın için de kullanılır.
1. Kor 15:10’da elçilerin işlerini anlatırken de geçer.

Romalılar 16:12

Rab'bin hizmetinde çalışan Trifena'yla Trifosa'ya selam edin. Rab'bin hizmetinde çok çalışmış olan sevgili Persis'e selam söyleyin.

Trifena ve Trifosa muhtemelen kız kardeştirler. Persis ile birlikte Rabbin işçileridir. Fiilin kullanımı onları ofis görevinden çok diğer işlerle ilgilendiklerini düşündürür. Persis’e de “sevgili” diye hitap eden Pavlus erkeklerle olduğu kadar kadınlarla da iyi kardeşçe ilişkiler içinde olmaktan korkmamaktadır.

Romalılar 16:15

Filologus'la Yulya'ya, Nereus'la kızkardeşine, Olimpas'la yanlarındaki bütün kutsallara selam edin.

Yulya sık rastlanan bir Romalı kadına adıdır. Nereyus’un kız kardeşi ile birlikte o da selamlanır.

1. Korintliler 11:1-16 Her durumda beni anımsadığınız ve size ilettiğim öğretileri olduğu gibi koruduğunuz için sizi övüyorum. Ama şunu da bilmenizi isterim: Her erkeğin başı Mesih, kadının başı erkek, Mesih'in başı da Tanrı'dır. Başına bir şey takıp dua ya da peygamberlik eden her erkek, başını küçük düşürür. Ama başı açık dua ya da peygamberlik eden her kadın, başını küçük düşürür. Böylesinin, başı tıraş edilmiş bir kadından farkı yoktur. Kadın başını açarsa, saçını kestirsin. Ama kadının saçını kestirmesi ya da tıraş etmesi ayıpsa, başını örtsün. Erkek başını örtmemeli; o, Tanrı'nın benzeri ve yüceliğidir. Kadın da erkeğin yüceliğidir. Çünkü erkek kadından değil, kadın erkekten yaratıldı. Erkek kadın için değil, kadın erkek için yaratıldı. Bu nedenle ve melekler uğruna kadının başı üzerinde yetkisi olmalıdır. Ne var ki, Rab'de ne kadın erkekten ne de erkek kadından bağımsızdır. Çünkü kadın erkekten yaratıldığı gibi, erkek de kadından doğar.
Ama her şey Tanrı'dandır. Siz kendiniz karar verin: Kadının açık başla Tanrı'ya dua etmesi uygun mu? Doğanın kendisi bile size erkeğin uzun saçlı olmasının kendisini küçük düşürdüğünü, kadının uzun saçlı olmasının ise kendisini yücelttiğini öğretmiyor mu? Çünkü saç kadına örtü olarak verilmiştir. Bu konuda çekişmek isteyen varsa, şunu bilsin ki, bizim ya da Tanrı'nın kiliselerinin*böyle bir alışkanlığı yoktur.

Korintliler mektupları özellikle Pavlus’un bölünmekte ve karışıklıklarla sorunu olan bir kiliseye yazdığı bir mektuptur. O yüzden bu mektubu bu şekilde okuyup anlamakta fayda olduğunu düşünüyorum.

Bu konuda Sir William Ramsay şöyle yazar; “Doğu ülkelerinde örtü kadının itibar, onur ve güç imgesidir.Başındaki örtü iler her yere güvenlik içinde gidebilir. O zaman kimse onu görmez ve onu gözleriyle izleyenler de ayıplanır. Ancak örtüsüz bir kadına değer verilmez, hatta aşağılanır. Kadının saygınlık ve otoritesi çıkardığı örtü ile birlikte kaybolur. Dolayısıyla Pavlus için Hıristiyan özgürlüğünün anlamı kadının örtüsüz kalarak toplumun genel düzenini bozması olamazdı. Kilise toplu yaşamının bazı ortak özelliklerini ortadan kaldıran bir hareket değildi. Pavlus’un aktardığı 10:32-33 ayeti burada tapınma sırasındaki kadınlara uygulanmaktadır.”

Tartışma kutsal bir baş olma düzeninin olduğunu belirleyerek başlar. Tanrı Mesih’in başı, Mesih erkeğin ve koca da karısının başıdır.Baş olma köken itibariyle çok üstün fazla olma ya da yönetme anlamına gelmez. Örneğin; Efes 5:23’de Mesih, onu oluşturan kurtarıcısı olduğu için topluluğun başıdır.
Efes 4:15-16’da Mesih, Kendisinde büyüyen bedenini besleyen baştır. Başın yaşamın kaynağı oluşu gibi Pavlus’da her erkeğin başı Mesih’tir derken erkeğin Mesih bağlılığında O’nun tarafından güçlenip yaşatılmakta olduğunu kasteder. Aynı şekilde Mesih, Tanrı’ya bağlı olarak kadın da kocasına bağlı olarak yaşar. Mesih kendisini vererek baş olmuştur, alarak ya da elde ederek değil. Bu kocaların karılarına baş olmada izleyecekleri yoldur.

Koca Mesih’e bağlılığını başı açık tapınarak gösterir. (11:4) Kadının kocasına bağlılığı onun örtülü olarak tapınmasıyla yansıtılmış olur. (11:5) Kısa saçlı ya da tıraş edilmiş olmak onun için utanç verici olduğundan (itibaren düşmenin ve toplumdan dışlanmanın işaretleri) onun için baş örtüsüz tapınmak utanç vericidir. Çünkü kadın erkeğini yüceliğidir. (11:7) ve ona bağlılığını örtüsüyle gösterir. (11:10) BU nedenle eğer örtüsünü açsaydı kurulu düzeni bir fahişe ya da dul gibi bozmuş olurdu. Bu da onun Mesih’teki özgürlüğünü kötüye kullanması anlamına gelirdi.

Yaratılış cinslerin birlik ve eşitliğini açıklarken farkını da açıklar (2:18-25). Pavlus kadının bağlı olma durumunu iki açıdan haklı çıkarır.birincisi tarih sırası yönünden erkekten sonra yaratıldığı için ikincisidir. (11:8-9) Ancak bu ifade ardından gelen şu sözlerle açıklığa kavuşturulur. “Ne var ki Rab’de ne kadın erkekten ne de erkek de kadından bağımsızdır. Çünkü kadın erkekten yaratıldığı gibi erkek de kadından doğar.
Ama her şey Tanrı’dandır.” (1. Kor. 11:11-12) O halde yalnız kadın erkeğe değil, erkek de kadına dayanmak durumundadır. Yalnızca Rab olan Mesih’te kadın-erkek sorunu çözülmüş olmaktadır.

O halde bu önemli bölüm hakkında ne söyleyebiliriz.

1) Pavlus imanlı kadının toplumda zor duruma düşmemesi için örtünmesini desteklemişti.

2) Pavlus cinsler arası farklılık ve sürtüşmelerin Mesih’te aşıldığını gösteriyor. Kadınlar da Ruh ile dolup armağanlarına göre Mesih’in bedeninde tapınmak ve hizmet etmek durumundadırlar. Ruhsal armağanlarını kullanarak özgürlüklerini gösterirler.

3) Yaratılış’ın 2. bölümündeki yaratılış öğretisi topluluktaki sıralama ya da öncelikleri belirleyemez.

Korintliler 14:33-36 Çünkü Tanrı karışıklık değil, esenlik Tanrısı'dır. Kutsalların bütün topluluklarında böyledir. Kadınlar toplantılarınızda sessiz kalsın. Konuşmalarına izin yoktur. Kutsal Yasa'nın da belirttiği gibi, uysal olsunlar. Öğrenmek istedikleri bir şey varsa, evde kocalarına sorsunlar. Çünkü kadının toplantı sırasında konuşması ayıptır.Tanrı'nın sözü sizden mi kaynaklandı, ya da yalnız size mi ulaştı

İlk okunduğunda ayetten anlaşılan kadınların toplulukta konuşmaması ve liderlik rolü almaması olabilir. Eğer burayı olduğu gibi alırsak kadınların dua etmenin ve peygamberlikte bulunmasının beklendiği 1.
Korintliler 11:2-16 iler ters bir duruma düşeriz. Kimisinin dediği gibi bir peygamberlikte bulunma yalnızken evde yapılacak bir şey olamaz. Çünkü 1. Kor. 11:3-4 bunun topluluğa ve eğitmek için yapılması gerektiğini söyler. Öte yandan dillerle konuşulunca yorum da verilmelidir.(14:28)

O zaman Pavlus hem kadınları dua edip peygamberlikte bulunmaya teşvik etmekte hem de sessiz kalmalarını istiyor olurdu. Bu eşlerine evde soracakları sorularla ilgiliydi. O zamanlar Sinagoga giden ve fazla bilgisi olmayan kadınlar Kiliseye geldiklerinde yeni buldukları özgürlük nedeniyle öğrenmek için soru soruyorlardı. Sorun buydu.

Kutsal Ruh ve armağanları hem kadın hem de erkeğe verildiğinden kullanılmaları da anlamlıdır.
Galatyalılar 3:28

Artık ne Yahudi ne Grek*, ne köle ne özgür, ne erkek ne dişi ayrımı var.
Hepiniz Mesih İsa'da birsiniz.

Burada da sosyal be ırksal engeller olduğu kadar cins ayrılığı da ortadan kaldırılmıştır. Mesih İsa’da bir olmakla bu tür tartışmalar sonlanmıştır.

Efesliler 5:21-33 Mesih'e duyduğunuz saygıdan ötürü birbirinize bağımlı olun. Ey kadınlar, Rab'be bağımlı olduğunuz gibi, kocalarınıza bağımlı olun.Çünkü Mesih bedenin kurtarıcısı olarak kilisenin* başı olduğu gibi, erkek de kadının başıdır. Kilise Mesih'e bağımlı olduğu gibi, kadınlar da her durumda kocalarına bağımlı olsunlar. Ey kocalar, Mesih kiliseyi nasıl sevip onun uğruna kendini feda ettiyse, siz de karılarınızı öyle sevin. Mesih kiliseyi suyla yıkayıp tanrısal sözle temizleyerek kutsal kılmak için kendini feda etti. Öyle ki, kiliseyi üzerinde leke, buruşukluk ya da buna benzer bir şey olmadan, görkemli biçimde kendine sunabilsin. Amacı kilisenin kutsal ve kusursuz olmasıdır. Aynı biçimde kocalar da karılarını kendi bedenleri gibi sevmelidir.
Karısını seven kendini sever. Hiç kimse hiçbir zaman kendi bedeninden nefret etmemiştir. Tersine, onu besler ve kayırır; tıpkı Mesih'in kiliseyi besleyip kayırdığı gibi. Çünkü bizler O'nun bedeninin üyeleriyiz. "Bunun için adam annesini babasını bırakıp karısına bağlanacak, ikisi tek beden olacak." Bu sır büyüktür; ben bunu Mesih ve kiliseyle ilgili olarak söylüyorum. Size gelince, her biriniz karısını kendisi gibi sevsin. Kadın da kocasına saygı göstersin.

Kadınlar kocalarına boyun eğme durumundularsa da kocaların kendilerini karıları için feda edebilecek kadar sevmeleri gereklidir. Burada erkek egemenliği değil hizmet söz konusudur. Mesih’in hizmeti ön planda tutan bir bakış açısı vardır. Kadınlar kocalarına körü körüne boyun eğmek durumunda olmayıp kocalarında bulunması gereken ve Mesih’in kendi bedeni için olan sevgisidir.

Filipililer 4:2-3 Evodiya'ya rica ediyorum, Sintihi'ye rica ediyorum, Rab yolunda aynı düşüncede olun. Evet, gerçek yoldaşım sana da yalvarırım, bu kadınlara yardım et. Çünkü onlar benimle, Klement'le ve adları yaşam kitabında bulunan öbür emektaşlarımla birlikte Müjde'yi yaymak için mücadele ettiler.
Evodiya ve Sintiya Filipi topluluğunda geri hizmetlerde değil lider konumundadırlar. Aralarındaki sorun öğretişe ait olmayıp kişiseldir. “Benimle birlikte mücadele ettiler” derken aynı işi yaptıklarını belirtiyor. Pavlus’un altında değil onunla birlikte çalıştılar. Onları “emektaşlarım” diye çağırırken aynı işi yapmakta olduklarını vurgulamış oluyor. Pavlus aynı terimi Romalılar 16:3’de Akvila için Rom. 16:9’da Urbanus, Rom. 16:21’de ve 1.
Sel. 3:2’de Timoteos içinde kullanılır. Demek ki kadın ve erkekler Pavlus ile birlikte Müjde için hizmet etmekteydiler.

Timoteos 2:11-15 Kadın sükûnet ve tam bir uysallık içinde öğrensin. Kadının öğretmesine, erkeğe egemen olmasına izin vermiyorum; sakin olsun. Çünkü önce Adem, sonra Havva yaratıldı; aldatılan da Adem değildi, kadın aldatılıp suç işledi. Ama doğum yapıp kurtulacaktır; yeter ki, sağduyuyla iman, sevgi ve kutsallıkta yaşasın.

Burada kadına izin vermiyorum derken şimdiki zaman kipinde konuşmaktadır. Bu tüm zamanları kapsayan bir şekle dönüştürülmelidir. Havva ilk aldatılan olmakla birlikte kadın çocuğun yani Mesih’in doğmasıyla kurtulacaktır. (2:15) Mesih’te aynı aldanan kadından gelmişti. O’nun doğmasıyla tüm kadınlar da kurtuluşa erişiyordu. Pavlus’un karşı olduğu yanlış öğretişlerin yayılmasıydı. O sırada yanlış öğretişler yayan kadınlar olmuş olabilir. Mesih’i doğurmuş olan O’nun müjdesini duyurmaktan alıkonulabilir mi?
SONUÇ

Pavlus’a göre Tanrı'nın kurtuluş planında kadınların özel bir yeri vardır.
İbrahim imanda babamız ise (Gel. 3:7) Sara’da annemizdir. Tanrı'nın oğul vaadi ona verildi. İsa Mesih de dünyaya bir kadına aracılığıyla ve normal yolla geldi. Pavlus’un öğüt ve öğretişleri kadına ve erkeğe ayrım yapılmaksızın yöneltilir. Hepimiz Mesih’i giyinmeliyiz. (Rom 13:14) Mesih’te büyümeliyiz (Efe. 4:15). Mesih’in bedenini çeşitli armağanları olan üyeleriyiz. (1. Kor 12:12) Hepimizi Mesih’e benzer olmak üzere değiştiriliyoruz. (2. Kor. 3:18)

Eğer hepimiz Mesih’te birsek bu hizmette de bir olmamızı gerektirir.

Yaratılıştaki farklılık Mesih’in bedenine hizmet etmede zenginleştirici bir öğedir. Tüm kadın ve erkekleri Mesih’te bulunan özgürlüğe çağırmalıyız. Bu özgürlüğün ne olduğunu da Mesih’in bedeni topluluğu içindeki tutumumuz tüm dünyaya göstermeliyiz.

Kaynaklar;
Don Williams “The Apostle Paul and Women in the Church”
Kutsal Kitap

 

 

 

 

 

Hadisler ve Kadın

İslamda reform bu günlerde Sayın Başbakan Yardımcısı ve Dış İşleri Bakanımızın de dile getirdiği bir konu. Bu reformun hangi alanlarda ve nasıl yapılacağı kendisinden önce de böyle söylemlerde bulunan kişilerin yaptığı gibi ne yazık ki havada kalmakta. Reform uygulamada mı yoksa öğretilerde mi olacak.

'Kadının en makbulü koyun' diyen hadis olmaz


Diyanet İşleri Başkanlığı, kadını aşağılayan ve doğruluğu olmayan hadislerin ayıklanması için kolları sıvadı. Hz. Muhammed'in söylediği hadisleri 5 ciltlik kitaplarda toplamaya hazırlanan Diyanet, böylece başta töre cinayetleri olmak üzere son zamanlarda artan kadına yönelik şiddeti önlemeyi amaçlıyor 17.06.2006

“Diyanet İşleri Başkanlığı, Hazreti Muhammed'e atfedilen ancak doğruluğu olmayan, kadını aşağılayan ve ona karşı şiddeti öven hadisleri ayıklamak için harekete geçti. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu'nun talimatıyla başlatılan çalışmayla, töre cinayetleri başta olmak üzere kadına yönelik şiddetin önlenmesi amaçlanıyor.


“Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu, töre cinayetleri başta olmak üzere kadına yönelik şiddetin kendilerini derinden üzdüğünü belirterek, "Hz. Peygamber'in kadına şiddeti içeren hiçbir hadisi yoktur" dedi. 3 yıldır kadın hakları konusunda çeşitli çalışmalar yaptıklarını söyleyen Prof. Bardakoğlu, kadına karşı şiddeti içeren hiçbir dini metnin hadis olmadığını vurgulayarak, şöyle devam etti: "Kadına şiddeti onaylayan, kadına karşı ayrımcılığı destekleyen hiçbir dini referans yoktur.


Ben bu yazıyı bir gazeteden aldım ama bu günlerde pek çok gazetede aynı haberi görmek mümkün. Diyanet İşleri Başkanlığı kadına şiddeti önlemek için böyle bir uygulamaya mı gitti yoksa bu uygulamayla gerçek ve yalan hadisleri mi ayırmayı amaçlıyor anlamış değilim. Bu konuda haberleri okuduğumda yapılan çalışmanın sadece kadına yönelik hadislerin bazılarının yanlış olduğunu anlıyorum. Meğerse bu güne kadar sahihi hadis zannettiğimiz hadislerin doğru olmadığını öğrenmiş olduk.

İslamda reform bu günlerde Sayın Başbakan Yardımcısı ve Dış İşleri Bakanımızın de dile getirdiği bir konu. Bu reformun hangi alanlarda ve nasıl yapılacağı kendisinden önce de böyle söylemlerde bulunan kişilerin yaptığı gibi ne yazık ki havada kalmakta. Reform uygulamada mı yoksa öğretilerde mi olacak.

Anlaşılan kadınlar konusunda yapılan reform önce hadislerden başlamakta. Kadının toplumdakini yerini belirleyen en büyük etkenlerden biridir din. Özellikle dini algılama ve uygulamalar kadının statüsünü, kıyafetini, eğitimini, ilişkilerini, kariyerini direk olarak etkilemektedir.


Diyanet İşleri Başkanlığının bu çalışmasının bana düşündürdüğü iki konu var.

Birincisi; Bu güne kadar İncil’in yazılması ve toplanması hakkında söylenenlerin başında zaman içinde değişime uğradığı, papazlar ya da din adamları tarafından içeriğinde oynandığıdır. Bu hadislerin yüzyıllardır “sahih hadis” olarak bilinmesi ve bu gün birden bire gerçekliklerini kaybetmeleri ilginçtir. Sayın Dr. Hidayet Turksal’ın açıklamasına göre “Bu hadislerin de uydurma, yanlış olduğu bilimsel metotlarla ispatlandı.”(Hurriyet 17 Haziran 2006 ,


Bu bilimsel metotların hangileri olduğu yine sadece havada kalmakta. Eğer İncil yukarıdaki gibi bir suçlamaya maruz kalıyorsa şimdiki bu diyanetin çalışmasına da insanların nasıl tepki göstermedikleri beni şaşırtıyor.

İslamiyet’in Asrı Saadet dini olarak görülmesi ve bütün çağlar için geçerli kurallar ve inancı içerdiği göz önüne alınırsa bu tür reformların nedenini açıklamak zor oluyor. Diyanet’in çalışmasına konu olan hadislerin sahih hadis olarak yüzyıllardır kabul edilmesi bu günkü Müslümanların geçmişteki Müslümanlardan daha bilgili olduklarını mı gösteriyor. Yoksa bir inanç duruma göre değiştirebiliyor, bazı şeyler eklenip çıkarılabiliyor mu?


Hadisler yüzyıllardan beri bilinmekte, İslamiyet’in kadına bakış açısına etkide bulunmuş, ayetleri yorumlarken yardım etmiş, şeriat kanunlarını hazırlamakta bile rol oynamıştır. Bu şimdi Türkiye’de değiştiğine göre diğer İslam ülkelerinde de değişmesi gerekli değil midir? Diyanetin bu çalışması islamiyet’e nasıl bir etkisi olacaktır? Diğer İslam ülkelerinden herhangi bir kurul, komisyon ya da ona y alınmış mıdır?

Sanırım bu soruların cevaplarını şu an için alamayacağız.


Diyanet işlerinin internet sitesine gidip kadın yazdığınızda çıkan sonuçları şöyle bir araştırdığınızda neler çıktığına bir bakın. Ayıklanmış hadislerden biri de çok ilginçtir ki İslam Peygamber Muhammed’in veda hutbesindendir “"... Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız: Namusunuzu korumaları, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evinize almamalarıdır... Kadınların sizin üzerinizdeki hakları: Her ülkenin kendi geleneğine uygun şekilde onların rızklarını ve giyimlerini temin etmenizdir."


Diğer merak ettiğim ve aklıma takılan hususlar ise direk olarak kadının konumu hakkındadır. Diyelim ki bu hadisler ayıklandı ve gerçek olmadığı gerekçesiyle hadis kitaplarında ve uygulamalarda yerini almamaya başladı. Ancak İslamiyet’in kadına bakışı sadece hadislerle sınırlı değil ki. Hadisler esasen farzların uygulanışını ve sünnete yol gösterici olarak görülür. Ancak Kuran ayetlerinde de Kadına yönelik bazı hususlar vardır ki bunlar hakkında Diyanet’in nasıl bir yol izleyeceğini çok merak etmekteyim.

“Kadınlarınız sizin ekinliğinizdir. Ekinliğinize dilediğiniz biçimde varın. Kendiniz için (geleceğe hazırlık olarak) güzel davranışlar takdim edin. Allah'a karşı gelmekten sakının ve her hâlde onun huzuruna varacağınızı bilin.
(Ey Muhammed!) Mü'minler'i müjdele.” Bakara suresi 223

"Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. Allah'ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür"(Nisa/4/34)

"Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde belli hakları vardır.Ancak erkekler, kadınlara göre bir derece üstünlüğe sahiptirler." (Bakara/228)


"Allah'ın kimini kimine üstün kılmasından ötürü ve erkeklerin, mallarından sarf etmelerinden dolayı, erkekler, kadınlar üzerine hakimdirler. İyi kadınlar, gönülden boyun eğenler ve Allah'ın korunmasını emrettiğini, kocasının bulunmadığı zaman da koruyanlardır.Serkeşlik etmelerinde endişelendiğiniz kadınlara öğüt verin, yataklarında onları yalnız bırakın, nihayet dövün. Size itaat ediyorlarsa onların aleyhine yol aramayın. Doğrusu Allah Yüce'dir, Büyük'tür." (Çevirideki "serkeşlik", ayetteki "nuşuz"un karşılığıdır. "Serkeşlik", Türkçe sözlükte şu anlamdadır:"kafa tutma, baş kaldırma." )


[/color]Böyle bir ayetin getirdiği sonuç kaldırılmaya çalışılan hadislerin sonucundan daha mı az zarar verir? Hadislerin kaldırılma gerekçesi “kadına yönelik şiddetin önlenmesi” olduğu açıklanmıştır. Ancak demek ki ykarıda okuduğumuz Kuran-I kerim ayetlerinden anlıyoruz ki kadına şiddet sadece bu konudaki hadislerin kaldırılmasıyla bitmeyecektir. Toplumdaki kadının rolüne dinin büyük bir etkisi olduğu doğrudur. Ancak kadına yönelik şiddeti sadece hadisleri kaldırarak, ya da yüzeysel reformalarla son verileceğini hiç sanmıyorum.

[/color]Bu güne kadar kadının İslam ülkelerindeki rolüne baktığımızda 600’lü yılların sonundan bu güne kadar gelişen hiç bir şeyin olmadığını çok rahat bir şekilde görebiliyoruz.

Diyanetin bu çabası sadece ne yazık ki kendini bağlayacak herhangi bir yaptırımı olmayacaktır.

Kadınların yalnız seyahat edememeleri (Sahih-i..., Cilt IV, sh. 219), imam olamamaları (Sahih-i... , Cilt X, sh. 449 ve d.) gibi uygulamalar bile Kuran’dan değil İslam dünyasının büyük saygı duyduğu bir kişiden gelmektedir.

“İslam'da bir ilk: "Cuma"da kadın imam (Hürriyet 19.03.2005” Hürriyet gazetesindeki bu haber bize yine kadının nasıl bir konumda olduğuna açık bir örnektir. Amerika’da bir kadın kalabalıkları arkasına alarak bir katedralde imam olarak namaz kıldırmıştır. Sonrasında bu bayana yapılan büyük protestolar böyle bir olayın eşitlik inancı olduklarını savunan kişilerin samimiyetini gösterir. BU konuda yapılan bir kaç yoruma yer verelim; Eski Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz: Kadınların erkeklere namaz kıldırması caiz değildir. Kadınlar kadınlara imamlık yapabilir. Uygulamada Peygamberimiz'den günümüzü kadar gelen uygulama böyledir. Eğer dinde yeri olsaydı Peygamberimiz dönemindeki çok mümtaz kadın şahsiyetler vardı.
Sahibelerin kendisinden bilgi aldığı Ayşe gibi Fatma gibi. Onlara imamlık yaptırılırdı. Hümmü Varaka rivayeti var, ancak bu çok istisnai bir durumdur.

Sakınca yok; Eski Diyanet İşleri Başkanı Süleyman Ateş: Kadınların kadınlara imamlık yapmasında görüş ayrılığı yok. Bence bir kadın imamlık yapma şantlarına haizse, bilgi ve birikimi varsa Cuma Namazı kıldırmasında sakınca bulunmuyor.

Özel amaçlı; Prof. Dr. Zekeriya Beyaz: İslam'da Cuma Namazı kıldıran kadın örneği bulunmuyor. Kadınlar kadınlara imamlık yapabilir. Erkeklere yapamazlar. ABD'de ortaya çıkan bu olay, özel amaçlı bir teşebbüstür, diye düşünüyorum.

[color="#000080"]Erkeğe zor; Dünyanın en üst düzey İslam alemlerinden sayılan, Mısır'ın başkenti Kahire'deki El Ezher Camii şeyhi Seyid Tantavi, `Kadının vücudu özeldir. Kadınlar, kadınlara imamlık yapabilir. Ama erkeklere yaptıklarında, arkasında namaz kılanların imamlarının vücuduna bakması ve sadece ibadete odaklanması zorlaşır' dedi.

Kabul olmaz; Ürdün'ün eski din işleri bakanı, Abdülaziz el Hayat ise, `Din büyükleri, karışık cemaatlere imamlık yapmasına izin vermemiştir. Erkeğin yanında bile namaz kılamazlar, arkalarında kılmalılar. O namazda bulunan erkeğin duası kabul olmaz' dedi
.

Diğer İslam ülkelerindeki kadınların yerine bir iki örnek verelim;

İslamcı "Taliban" rejimi altındaki Afganistan'da tam bir "Islam Seriatı" uygulanmaktadır. Bu uygulamanın Afgan kadınları üzerindeki etkisi ise, onları toplumda "tümüyle görünmez" kılmaktır. Afgan kadınlar, sokağa ancak "burka" ile baştan aşağıya örtünerek çıkmak zorundalar. Ancak bu da yeterli gelmemiş olacak ki sokağa çıkabilmeleri için, yiyecek, ilaç ve diğer güncel ihtiyaçlarını bile almak üzere sokağa çıkmaları gerektiğinde yanlarında mutlaka aileden bir erkeği "refakatçi" olarak almak zorundadırlar.

Ayrıca Afganistandaki tüm eğitim kurumları kadınlara yasaklanmıştır.


Bangladeş’te zina yapan kadınlar taşlanırlar, doğum kontrolü yapanlar kocaları tarafından boşanır, ekonomik özgürlüğünü kazanılmasına izin verilmez.

Cezayir’de İslamcı terör guruplarının hedeflerinin ilk sırasında kadınlar vardır. Üniversitelerdeki kadın öğretim görevlileri can güvenlikleri nedeniyle istifa etmek zorunda kalmışlardır.

Cezayir'de bu baskı nedeniyle çok sayıda kız ve kadın örtünmeye başlamışlardır. Bu konuda 22 yasındaki bir kız duygularını açıklarken şunları demiştir:"Hiçbirimiz örtünmeyi istemiyoruz. Ama korku, düşüncelerimizden ve özgür olma isteğimizden daha güçlü, korku bizi her taraftan kuşatıyor. Anne-babamız, erkek kardeşlerimiz hep bir ağızdan, 'Yasamak istiyorsan örtün!' diyorlar."</