



TANIKLIKLAR
|
Diğer Tanıklıklar Bu İSA MESİH
bana insanların davrandığı gibi davranmadı - (Ali Top. - Almanya) Allah’ın Önünde Utanmaya Başlamıştım Ekrem
Göksu, Hollanda Artık Ben de
Tanrı'nın Bir Çocuğuyum (Gül Bulut) Ramazan (Antalya-Incili
Kilise Pastörü) Beni
karanlıktan ışığa, ölümden yaşama geçirdi - (Esat Avcıoğlu - Köln) Dua ederken gözyaşlarım
sel gibi akıyordu... - Apo Rumi (Köln) Neden
Hristiyan Oldum? - Mustafa Efe (Istanbul) İslamiyet'ten
Hristiyanliğa Olan İnanç Yolculuğum - Yücel Dualar ve
vaazlar beni çok etkilemisti - Sacide - Köln Aradığımı
Bulmuştum - Yusuf Kara - Köln Abdest, Namaz
Değil Beni Tanrı Lütfu Kurtardı(Güler Taşçı) |
Bir Kadiri Tarikatı Şeyhinden Nasıl Hıristiyan
Olduğunun Tanıklığı Neredeyse
çocukluğumun ilk yıllarından beri İslam öğretisi içerisinde büyüdüm. Ağbim bu
tür konulara çok düşkün olduğu için beni de bu konularda eğitmeye çalışmıştı.
Yıllarca bu konularda bir çok öğreti içeren tarikat ve bunların şeyhleri
konumunda ki din adamları ile yakın ilişkilerim olmuştu. Bu insanlar, Ruhsal
bazı yeteneklerimin var olduğuna beni inandırarak, İslama hizmet edebilmem
için bana bir çok konuda (hadis, kelam, tasavvuf, tarikat, şeriat vs) eğitim
verilmesi için çaba sarf etmişler ve her zaman özel bir yere sahip olduğumu
belirtmişlerdi. Son
yıllarda kadiri tarikatının bir kolunda, şeyhlik yaparak bir çok müridin
irşad edilmesi vazifesinin manevi alemden bana verildiğini ve bu konuda her
türlü maddi ve manevi yardımı göreceğim hususunda teminatlarla irşat
vazifesini üstlendim. Bir yandan müridler ediniyor bir yandan ise dünyanın en
büyük "Hadis Külliyatı" çalışmasını yürüten iki adamdan biri olarak
Arabistan ve İngiltere'den bu çalışmalar için maddi destek buluyordum. Çok
saygı görüyordum. Müridlerim beni rüyalarında Muhammed olarak görüyorlardı.
Herkes şaşkınlık içerisindeydi. Beni yetiştiren şeyhler dahil mucizevi bir
çok olaylarıma "keramet" gözü ile bakıyorlardı. Beni yetiştiren
şeyhlerden biri, artık bana danışmadan, onayımı almadan bir şey yapmaz
olmuştu. Bu kişi Türkiye de çok saygı görüp tanınan yaşlı bir Nakşibendi
şeyhiydi. "OLSUN" dediğim her şey gerçekleşiyordu. En imkansız gibi görünenler
bile. Müridlerim benden çok
uzaklarda olmalarına rağmen, gece yarıları beni başka yerlerde dolaşırken ve
birilerine yardım ederken görüyorlardı. Oysa ben
o saatlerde uyuyor oluyordum. Bu olanlara bende çok şaşırıyor ama geçmişteki
İslami hikayeleri anımsadığımda kendimi Allah'ın seçtiği özel biri olarak
görüyor ve çok öğünüyordum. Burnumda kaf dağındaydı. Her ne kadar öyle
olmamam söyleniyor olsa da, bana bu nasihatleri veren şeyh efendilerimin
çoğunda bu gururu ve burnu büyüklüğü görüyordum. 1998'in
Aralığının son günlerinde, Hadis çalışmalarına maddi kaynak bulmak için
Arabistana gittik. Ramazan ayı olduğu için gündüz hep boş geçti. Bol bol
ibadet etme fırsatını buldum. Saatlerce namaz kıldım. Muhammedin kabrinde
saatlerce Kur'an okudum, Kabe'de saatlerce namaz kılarak zikirler yaptım.
Nede olsa Allah'ın seçilmiş kulu olduğuma inanıyordum. İnanıyordum derken,
farkettiğim bir şey ise, bütün bunlar olurken kendimde olağan üstü
değişiklikler olmasını yada birşeyler hissetmeyi bekliyordum. Ama kendime
bile itiraf edemediğim şekilde HİÇ BİR ŞEY HİSSETMİYORDUM. 1999 un
ilk günlerinde, gerekli görüşmeleri yaptıktan sonra Türkiye'ye döndük.
Oldukça iyi para koparmıştık Arab asıllı bir iş adamından ve birkaç büyük
otel sahibinden. İslama hizmet etmenin verdiği huzuru, zoraki hissetmeye
çalışarak, kolları İngiltere'deki İslami cemaatlerden maddi yardım bulabilmek
için sıvadım. İlk görüşmelerimde 10.000 sterlinlik bir yardımı garantiledim.
Ayrıca daha fazla maddi destek sağlayabilmek amacıyla bir de, yeni bir ithalat
ve ihracat şirketi kurduk. Bu şirket için bir çok iş bağlantısının ve
ithalatın gerçekleşebileceğine inandığımız İngiltere'de de yeni bir şirket
kurmayı planlayarak çeşitli kişilerle görüştük ve "İslami çalışmalara
destek" amacıyla İngiltere'de de bir şirket kurulmasına karar verdik ve
İstanbul'da kurulu olan bir ithalat ve ihracat şirketine de ayrıca ortak
olduk. Ve İngiltere'ye gittik. 15 günlük bir araştırmadan sonra Türkiye'ye
dönerek durum değerlendirmesi yaptık. İçimde garip bir huzursuzluk vardı. Sanki
bir şeyler olması gerektiği gibi değildi. Bu sefer
İngiltere'ye yalnız gittim. Şirketi kurmaktan vazgeçerek, Hadis çalışmalarına
sağlanan 10.000 sterlini alıp dönmeyi dişünüyordum. Ama bu yardımı yapacak
insanı aradığımda adamın ölmüş olduğunu öğrendim. Geri
dönmek için eşime ve çocuklara da bilet almam gerekiyordu. Bu yüzden Leeds’den
Londra'ya gitmem gerekti. Londra'yı bilmediğim için Türkiye'den "İslami
Araştırmalar Merkezi"nden (İSAM'dan) tanıdığım ilahiyatçı bir dostum
olan M. Yayla'yı arayarak benimle Londra'da işimi görene kadar ilgilenmesini
rica ettim. Leeds den kalkan otobüs beni
sabah sekiz gibi Londra'ya Victoria Otobüs İstasyonuna bıraktığında
arkadaşımın, beni almak için gelmesine 2,5 saat vardı. Vakit geçirmek için
biraz yürümek istedim. Saat kulesine kadar yürüyüp geri dönüyordum ki,
içimden bir şey şu binaya gir dedi sanki. Girdiğim yer ana cadde
üzerinde bir Katedral'di. İçerde dolaştım, İsa'ya dua ettim. Ama neden böyle
davrandığımı bilmiyordum. Sanki oraya girdiğim zaman başka biri olmuştum.
İçimdeki bir yerler serinlemişti sanki. Ama çıktığımda her şey aynıydı. Ne
işim olurdu benim katedrallerde falan. Ben kadiri tarikatının bir üyesi ve
şeyhiydim. Kendi kendime bütün gün kızarak işim bittikten sonra Leeds'e geri
döndüm. Katedrale girdiğimde duyduğum o güzel duygular ve rahatlık hissini
hatırımdan çıkartmaya çalışıyordum. Ben Arabistan da Muhammed'in çevresinde
ve Kabe de bile böyle rahatlık ve huzuru beklemiş ama bulamamıştım. Bir
Hıristiyan mabedinin bana huzur vermesini hazmedemezdim doğrusu. Türkiye'ye döndükten sonra
bir süre eşimin büyükannesinde misafir kaldık. Bir akşam eşim İsa'yı bir
altın kafes içerisinde 'slayt' görüntü olarak gördüğünü söyledi. Ve daha
sonra bir elin avucunu gördüğünü, bu avuçta ise sanki yaralar üzerinde
filizlenmiş üç tane çimen gördüğünü bu üç tane filizin her birinin adının
kendisine söylendiğini ama ancak sadece bir tanesinin adının aklında
kaldığını söyledi. Ona söylenen isim veya kelime Türkçe telaffuzu ile
'çeynbileyn'di. Bunu hemen sözlükten baktık. Eşim çok iyi İngilizce bildiği
için bu kelimenin İngilizce olabileceğini düşünmüştü. Ama tam olarak anlamını
bilmiyordu. Daha sonra hayretle gördük ki, bu kelime "chamberlane"
idi ve anlamı "DAVET"ti. Ertesi gün eşimin ısrarı ile
İstiklal caddesindeki Saint Antuan kilisesine gittik. O
içeride dua ediyordu. Ben de söylenerek içerde dolaşıyordum. Eşime biraz
kızıyordum. Bilmiyor muy du benim İslama ne kadar düşkün olduğumu? Benim şeyh
olduğumu bildiği halde, üstelik aynı zamanda müridemdi de, bu şekilde ısrar
etmesine bozuluyordum. Yine de onu kırmamak için gitmiştim. O gün öyle geçti.
Bu
olaydan sonra, aradan 6 aya yakın bir zaman geçmişti. Her gece ibadet ve
kur'an okumakla meşgul oluyordum. Hiç mi hiçbir huzur hissetmiyordum. Bunun
yanı sıra tarikatın içinde ki bazı kişilerin çekememezlikleri ve fesatlıkları
da çok canımı sıkıyordu. Dualarıma yanıt gelmez olmuştu. Sanki Allah beni
duymuyor ve ilgilenmiyordu. İç sıkıntısı beni tamamıyla bunaltmıştı. Hiç
sevgi hissetmiyor, Tanrı'nın gerçekten benden uzak olduğunu hissediyordum.
Sanki tamamen çaresiz ve yapayalnızdım. Bir akşam bütün hayatımı etkileyecek
olan bir hareket yaptım. Bütün kitaplarımı duvarlara vurdum, isyan ettim,
Tanrı'ya artık inanmadığımı bağırdım. Beni duymadığını vs her şekilde Allah'ı
inkar ettim. Sanki O'nunla kavga ediyordum. Çok sinirliydim. Lanetler
okuyarak odama gittim ve yatağa uzandım. Sakinleşmek
için gözlerimi kapadım. O anda ne olduysa oldu. Birden karşımda Rab İsa'yı gördüm.
Gerçek gibi demiyeceğim. Gerçek olarak gördüm. Ve birbirimize dokunacak kadar
yakındık ve gerçekti. Bana
"Ne arıyorsun?" diye sordu. Çok şaşırmıştım, ama "Gerçeği
arıyorum" diye zar zor yanıt verdim. O da bana "Yol, Gerçek ve
Yaşam Benim" dedi. Bana
doğru daha da yaklaşarak sağ elini başımın üzerine uzattı. Sanki elinin
değdiğini hissediyordum. O anda eşimde yanıma gelmiş beni sakinleştirmeye
çalışıyordu. Ona İsa'yı görüyorum dedim. Şaşırmıştı. "Gözlerin kapalı
nasıl görüyorsun?" dedi. "Gerçek gibi. İşte bana dokunuyor ve içime
başımdan bir şeyler, bir enerji akıyor" dedim. O anda İsa elini başıma
değdirmişti O'nun elinden sanki şimşek gibi bir enerji çıkıyordu ve başımdan
aşağı bir saniyeden de az bir zamanda büyük bir hızla geçen bu enerjiyi en az
45-50 saniye boyunca hissettim. Enerjinin şiddetinden vücudum yatakta
sarsılıyordu. Eşim panik yapmaya başlamış ve aynı zamanda korkarak bana
seslenmeye başlamıştı ki, İsa bana, "Eşine söyle korkmasın" dedi.
Ben de zar zor o enerji yoğunluğu içerisinde eşime korkmamasını İsa'nın öyle
dediğini söyledim. İçimden şiddetli bir enerjinin geçtiğini fark ediyordum,
başımdan İsa'nın elinin bulunduğu yerden Vücuduma dağılıyor, ayaklarımdan
fışkırarak çıkıyordu sanki. Bir an başımdan giren enerjinin sanki bembeyaz
parlak olduğunu, ayaklarımdan çıkan enerjinin ise sanki karanlık bir güç
olduğunu hissettim. Bütün bunların bir dakikanın da altında bir süre
sürdüğünü sanıyorum. Biraz daha devam etseydi sanırım bayılacaktım. Bu
bittikten sonra İsa bana "Bu gerekliydi" dedi. Ve birçok konuda
konuşmaya başladık. Ben
gözlerim kapalı ama başka bir dünyada İsa ile konuşuyordum. Aynı zamanda eşim
yanımda ne söylerse duyuyordum. Eşimin söylediği her şeyi de İsa duyuyordu.
Bize "Tövbe edin ve bana İman edin" diyordu. Bunu nasıl yapmamız
gerektiğini bize bildireceğini ve hayatımızı kendisinin yönlendireceğini
söyledi. Ancak eşim bir soru sordu. 6 ay önce, Kilisede dua ettiği zaman
İsa'nın onu duyup duymadığını İsa'ya sormamı istedi benden. Bu soruyu
sorduğumda İsa, "Evet, duydum" dedi. Eşim ise duasında ne dediğini
sormamı istedi. Ben de sordum. "İsa olarak ben, eğer gerçeksem size
sahip çıkmamı istedi benden" dedi. Bunu eşime söylediğimde eşim hüngür
hüngür ağlamaya başladı. Bu İsa
ile yüz yüze gerçekten konuştuğumun gerçek kanıtıydı. Ben eşimin ne dua
ettiğini bilmiyordum, sormamıştım da. Zaten orada dua ettiği için biraz ona
kızgındım da. Hiçbir zaman ona kilisede ne dua ettiğini sormadım. Yani
bilmiyordum onun nasıl dua ettiğini, ama Rab bildirdi. Bunun çok önemi vardı
bizim için. Bütün bu gördüklerim bir rüya, bir hayal, halüsunasyon vs değil
hepsi gerçekti. Ve şu anda tam hatırlayamadığım bir çok Ruhsal ve derin Tanrı
bilimi ile ilgili konularda konuştuk. Yeri geldiğinde Rab bana bunları
hatırlatacaktır sanıyorum. O akşam eşim ve ben tövbe ettik ve İsa'yı Rabbimiz
ve Kurtarıcımız olarak kabul ettik. Bol bol içimizden geldiği gibi dua ettik
ve bizi yönlendirmesini bekleyeceğimize söz verdik. Rab bizi
çok bekletmedi. Ertesi gün hayatımızı tam anlamıyla değiştirecek Kutsal Ruh
ile dolu birini harika planı ile karşımıza çıkarttı. Bir süre
sonra Rabbi rüyamda gördüm. Önce ki görüntüsü değildi. Arka sağ tarafımda
şiddetli bir enerji vardı. Biliyordum Rab oradaydı. Bakamıyordum. Bakarsam
sanki enerjinin şiddetinden yok olacakmışım gibi geliyordu. Önümde dünya
vardı. Sanki dünyayı uzaydan, ben önde Rab arkada seyrediyorduk. "Git
onlara beni anlat" dedi . O günden beri Rab hayatımızda Mucizelerle
yaşıyor. Hamdosun
O beni, Kendisini herkese anlatabileceğim bir yere getirdi. Tarikat ne mi
oldu. Bir sürü kötülük yapılmak istendi, ama Rab her seferinde, bana ve
aileme kurulan tuzakları ve kötü düşünceleri uzaklaştırdı. Ve tarikattaki
insanlardan bazıları benden özür dilerken yüzüme bile bakamıyacak kadar
utandılar. Rab bizi böyle korudu. Ve dua edip te gerçekleşmeyen bir duam
olduğunu hatırlamıyorum. Hem de birkaç gün içinde. http://www.incilturk.com/ © Copyright incil.TürK |